SANAL ALEM DE. SAV...

kasabamız, sosyal, kültür ve siyaset



Arama sonucunda 16 adet mesaj bulundu

sukrualtug

KONFERANSA DAVET - C.tesi Mart 26, 2011 8:39 am

http://www.haber32.com.tr/news_detail.php?id=22465
http://www.manset32.com/konferansa-davet-1284h.htm


Barla Cennet Bahçesi Derneği Sekreteri Şükrü ALTUĞ yaptığı basın açıklamasında şöyle dedi;

51.Vefat Yıldönümü münasabetiyle düzenlediğimiz “Bediüzzaman-ı Anlamak” konulu konferansa tüm halkımızı davet ediyoruz.

Cihangir İŞBİLİR(İDSB-İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği),
Av.Ali KURT(İslam Dünyası STK’lar Birliği Türkiye Temsilcisi),
Tarihçi Yazar Said YAVUZ(Hayrat Vakfı Ankara Temsilsici),
Dr.Ayhan İnak(Hayrat Vakfı Elezığ Temsilcisi)’ın katılımlarıyla gerçekleştireceğimiz konferans, 26 MART 2011 CUMARTESİ SAAT: 20:00’DA,KÜLTÜR SİNAMASI’nda ÜCRETSİZ olarak halkımızın dinletisine sunulacaktır.Halkımıza Duyrulur.

İmam Hatip Liseleri 87. kuruluş yıldönümünü coşkuyla kutluyor. - Çarş. Mart 09, 2011 9:38 pm

http://www.haber32.com.tr/news_detail.php?id=21805


ISİMED Genel Sekreteri Şükrü ALTUĞ konuyla ilgili olarak, Millî ve manevî değerlere bağlı gençliğin yetişmesinde büyük hizmetler gerçekleştiren İHL ve İlahiyatların Cumhuriyet Türkiye’sinin vazgeçilmez kurumlarından birisi olduğunu söyledi.

Genel Sekreter Şükrü ALTUĞ; konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’de din eğitimini ve diyanet hizmetlerini içlerine sindiremeyen ve İmam Hatip Liselerine karşı çıkanların Cumhuriyetin kuruluş amaçlarına da karşı çıktıklarının farkında olup olmadıklarını sorarak, “Çünkü, bu dînî hizmet kurumları ve eğitim yuvaları, 87 yıl önce Cumhuriyetle birlikte kurulmuşlardır” dedi.

ALTUĞ;3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesinin âmir hükmü gereğince imamet ve hitabet gibi dini hizmetleri ifa edecek memurların yetişmesi için kurulması öngörülen “İmam ve Hatip Mektepleri”nin ilk olarak bundan 87 yıl önce 1924’de açıldığını belirterek, yine bu madde gereğince, Darülfünun’da bir İlahiyat Fakültesi açılmasının da 82 yıl öncesinin bir kararı olduğunu açıkladı.

Bu düzenlemenin Cumhuriyetin devrim kanunlarından olan ve Anayasa’ya göre değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri arasında yer aldığı belirten ALTUĞ, “Türkiye’de din eğitimi ile imam hatip liselerinin ve din hizmetleri ile diyanet teşkilatının, Cumhuriyet Türkiyesi’nin vazgeçilmez kurumlarından olduğunu göstermektedir” dedi.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 87. yıldönümü münasebetiyle bu gerçeğin yeniden hatırlanmasında Cumhuriyetin bekası için zaruret bulunduğunun altını çizen Genel Sekreter ALTUĞ; “Din eğitimsiz bir Türkiye düşünülemez.

Özellikle ahlakî çöküntünün hızla arttığı ve suç işleme yaşının giderek düştüğü bu nazik dönemde, din eğitimine ağırlık verilmesine ve dinî eğitim veren kurumların güçlendirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır. Zira, dînî inancı sağlam ve manevî değerleri güçlü insanlardan zarar gelmez.” Şeklinde ifade etti.

sukrualtug

Osmanlıca Seçmeli Ders Olmalı-Basın Açıklaması - Paz Şub. 20, 2011 6:50 pm

http://www.haber32.com.tr/news_detail.php?id=21366


http://www.habergul.com/haber/119-gundem-osmanlica-secmeli-ders-olmali.html




Barla cennet bahçesi derneği sekreteri Şükrü ALTUĞ, Osmanlıcanın seçmeli ders olmasını ve osmanlıca bilmenin tarihi konularda gençlerimizin kültürel yozlaşmanın önüne geçeceğini savundu.
Halk eğitim merkezi ve Barla Cennet Bahçesi Derneği’nin ortaklaşa organize ettikleri Osmanlıca Kurslarına kayıtlar başladı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan dernek sekreteri Şükrü ALTUĞ, Osmanlıca Kurslarına Isparta’lı hemşerilerimizin teveccüh göstermesini, bilhassa gençlerin bu konuda hassasiyet göstermesini istedi. Osmanlıca öğrenmenin ahlaki ve kültürel yozlaşmanın önüne geçtiğini belirten ALTUĞ, neredeyse dedelerimizle bizler arasında tercümana ihtiyacımız var,bununda ne kadar acı gerçek olduğunu hepimiz biliyoruz diyerekten Isparta’daki Osmanlıca Sevdalılarını davet etti.Gençlerimizi bu konuda iyi yetiştirmemiz gerektiğine de dikkat çeken Şükrü Altuğ, açıklamada kursun sadece toplam 25 Tl olduğunu,müracaatların ise Halk Eğitim Merkezinde kabul edildiğini belirtti.
(www.habergul.com)

sukrualtug

-Mevlid Kandili Hakkında- - Ptsi Şub. 14, 2011 12:06 am

'Mevlid' kelimesi 'doğum' anlamına gelir. Son peygamber Hz. Muhammed(SAV) 'in dünyayı şereflendirdiği Rebiülevvel ayının on birinci gününü on ikinci güne bağlayan geceye 'Mevlid Kandili' diyoruz. Bu mübarek gece bütün Müslümanlar için bayram hükmündedir. Çünkü Allah'ın sevgilisi(Habibullah) olan Resul-i Ekrem bu şerefli zaman içerisinde dünyamızı teşrif etmiştir. O hicretten 53 sene evvel şenlendirmişti arzı… Tarihler milâdi 571'i gösteriyordu o zaman. Nisan ayının yirmisini gösteriyordu takvimler…
Peygamberlerin kamâlat bakımından en büyüğü olan Hz. Muhammed(SAV) Rebiülevvel ayında dünyaya gelmekle o ayı sıradanlıktan kurtarıp güzelleştirmiştir. Onun gelişiyle bu ay bambaşka bir mana yüklenmiştir. O kutlu doğumdan beri Pazartesi daha bir sevimli gelir bize. Resülullah'ın değdiği her şey diğerlerine nazaran ne kadar da bahtlıdır. Onu dünya gözüyle görmek en büyük saadet olsa gerek…
Kadir gecesinden sonra en mühim ve faziletli gece olarak adlandırılan Mevlid gecesi Müslüman âlemince lâyıkıyla ihya edilir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resul-i Ekrem Efendimiz bu güzel gecede hakkıyla anılır ve doğumundan dolayı duyulan sevinç kalben ve lisanen dile getirilir. Zira bu hususta İmam Celâlüddîn Abdürrahmân bin Abdi'l-Melik Kettânî şöyle diyor: 'Mevlid günü ve gecesi mübecceldir mukaddestir mükerremdir. Şerefi kıymeti çoktur. Resûlullah'ın (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) varlığı vefatından sonra ona tâbi olanlar için kurtuluş vesilesidir.
Onun mevlidi için sevinmek Cehennem azabının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek sevinmek bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fazileti Cuma günü gibidir.
Cuma günü Cehennem azabının durdurulduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bunun gibi mevlid gününde de azap yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli çok sadaka hediye vermeli davet olunan (uygun) ziyafetlere gitmelidir.'
Bilindiği gibi Süleyman Çelebi isimli büyük şairimiz 'Vesîletü'n-Necât'(Kurtuluş Sebebi) isimli kitabında doğumundan ölümüne kadar peygamberimizi şiir diliyle anlatmıştır. Bu güzel kaside Türk halkı arasında çok rağbet görmüş ve mübarek gecelerde okunmuştur. Bugün bile ölen kişiler için düzenlenen mevlitlerde bir ibadet aşkıyla okunmaktadır. Bu şiirin 'Vilâdet' bahrinde Süleyman Çelebi Peygamberimizin doğumunu şöyle anlatıyor:
'Amine hatun Muhammed annesi
Ol sadeften doğdu ol dür danesi
Çünki Abdullah'dan oldu hâmile
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alametler belirdi gelmedin
Ol Rebiul evvel ayı nicesi
On ikinci gice isneyn gecesi
Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer
Anesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habibin ânesi
Bir acep nur kim güneş pervanesi'
Karanlık gecelerimizi aydınlatan hayatımızı anlamlandıran kâinatın serveri Resulullah Efendimiz her yönüyle mükemmel bir insandı. Bununla ilgili olarak bir hadis-i şerifinde 'Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.' buyurmuştur. Gerçekten de o güzel ahlakı hakkıyla sundu ümmetine. Bu konuda en güzel model kendisi oldu. Bu hususta Yüce Kur'an'da Peygamberimize hitaben şöyle buyrulmuştur: 'Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin'(Kalem S. 4. Ayet)
Resulullah'ı sevmek kişinin iman kemalâtına işarettir. Çünkü Allah bu kâinatı onun yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. 'Sen olmasaydın habibimkâinatı yaratmazdım' kutsi hadisi bunu ifade ediyor. Rabbimizin bu kadar yücelttiği bu mübarek simayı her şeyimizden çok sevmeliyiz. Bu sevgi kuru bir ifadeden öteye gitmelidir. Ona çokça selâtü selâm getirmeliyiz. Onun şefaatine sığınmalıyız.
Günümüz gençliği uğruna kâinatın yaratıldığı peygamberini ne kadar tanıyor? Bu soruya müspet cevap vermeyi ne çok isterdim. Fakat mevcut durum bundan ibaret değildir. Kitapçı vitrinlerinde yüzlerce siyer kitabı olmasına rağmen bunları alıp okuyan ve fikreden insanların sayısı ne kadar da azdır. Yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız günlerini hayal mahsulü Harry Potter maceraları okumakla geçiriyor. Mafya dizilerindeki çetecileri kendilerine model olarak alan ve haksız kazancı meşrulaştıran bugünkü nesil Resulullah Efendimizin mesajlarına ne kadar da muhtaçtır. Bu mesajlar onların yitik hazineleridir. Fakat zihinlerimiz öyle bir uyuşturulmuş ve bulandırılmış ki bunları kaybettiğimizden de haberdar değiliz. Kaybettiğinden haberdar olmayanın yitik hazineleri bulmaya koyulmasını ve onlardan istifade etmesini bekleyemezsiniz.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav) 'in doğum günü bizim için müstesna bir gündür. Her Mevlid Kandili'nde biraz daha tazeleniyoruz biraz daha büyüyor ona dair hasretimiz… Güneş bir mızrak boyu yaklaşıp da insanların beyinleri fokur fokur kaynamaya başladığı o anda(mahşer meydanında) Onun mübarek 'Livaül Hamd' sancağı altında toplanan bahtiyar insanlardan olmak ne büyük bir mükâfattır. Bu vesileyle Müslümanların mübarek Mevlid Kandili'ni tebrik eder insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Allah'tan dilerim.

sukrualtug

Isparta'mız için yeni Haber Sitesi - C.tesi Şub. 12, 2011 4:51 pm

www.habergul.com çok yakında hizmete girecektir.Hayırlı olsun.

sukrualtug

1991/1 TERTİPLERİN GİDECEĞİ ADRES VE TARİHLERİ - C.tesi Şub. 12, 2011 4:47 pm

sayın muhtarımıza teşekkür eder,askere gidecek kardeşlerimize hayırlı tezkereler dilerim.rabbim yardımcıları olsun.askerlik çok güzel ve farklı anlamlar taşıyan bir meslek(ben severek yapmıştım).kazasız belasız varıp gelmeniz dileğiyle...

Sevgililer Günü, bu sene Peygamberimizin doğum günü olan Mevlit Kandil'ine denk geliyor. Peki Hazreti Peygamber'e olan muhabbeti dillere destan olan Hz. Hatice yaşasaydı, bu günü nasıl kutlardı? - C.tesi Şub. 12, 2011 2:19 pm

Aslında bir Hıristiyan geleneği olan bu günün geçmişi, Roma Katolik Kilisesi'nde Valentine ismindeki bir din adamının idam edilmesine dayanıyor. 14 Şubat 270 yılında ölen Aziz Valentine'nin ölüm günü, o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Bu yıl 14 Şubat, Allah'ın sevgilisi Peygamberimizin (as..m.) doğum gününe denk geliyor. Peki, Peygamberimize (a.s.m.) olan muhabbeti dillere destan olan Hz. Hatice (r.a.) validemiz yaşasaydı, bu günü nasıl kutlardı? Bu soruyu Hz. Hatice’nin (r.a.) hayatını anlatan “Aşka Adanmış Bir Ömür” kitabının yazarı Nurdan Damla’ya sorduk. Bakın ne cevap verdi?

Hatice validemizin hayatını araştırmış biri olarak, Hz. Hatice’nin Peygamberimize olan aşkını nasıl tanımlıyorsunuz? Nasıl bir eşti?
Hz. Hatice (r.a.) her dönem ve ortamda dikkat çekmiş bir şahsiyet. Benim onu tanıma sürecim toplumsal bazda yaşamış olduğumuz bir dizi kaos sonucu ortaya çıktı. Rabbim onu farklı donatmıştı. Bu donanımı ise, şahsında en bariz şekilde gösteren Hz. Hatice idi. Dikkatleri bir nebzecik oraya çekmek istedim. Aşk kâinatın mâyesi, özü kıvamıdır. Bizler aşkı yanlış tanımlamışız. Pesimist bakış açılarıyla bu kutsal kelimeyi sığlaştırmışız. Oysa aşk sevdiği uğruna her şeyi göze almaktır. Annemiz bunu canıyla ve malıyla yaptı. Aşkın tanımını onun hayatında buluyoruz.

Sevgililer Günü ülkemizde de modalaştırıldı. 14 Şubat da diğer günler gibi ticarî kâr amacıyla insanlığa sunulsa da, birçok insan bu günde sevgisini gösterme ihtiyacı hissedecek. Sevgililer Günü size ne ifade ediyor?
Bu tip tanımlamalar bizim kültürümüzde olmayan şeyler. Bizim Peygamberimiz (a.s.m.) sevgi öğretmeni zaten. Sevgiyi hayatın merkezine taşımış. Senede ayda bir güne sıkıştırmamış. Sevgililerin uyumlu ve mutlu yaşaması için yılın her günü özenle yaşanılası kılınmış. Biz böylesine bahtiyar bir ümmetiz. Bu sebeple sevginin bile sektöre dönüştürülmüş olmasından son derece rahatsızım. Sevgili demek, tek taş pırlanta alan ya da pahalı hediyeler sunmak demek değildir. Sevgi sonsuzdur. Maddesel kalıplara asla sığmayandır. Bir gülüş, bir bakış, birkaç sevgi sözcüğü en pahalı hediyelerden bile daha pahalıdır bana göre.

Hz. Hatice (r.a.) ve Peygamberimiz (a.s.m.) arasındaki aşk nasıldı?
Onlar aşkı nefis için değil, Allah hesabına yaşadılar, onun hediyesi olarak bildiler ve sonsuza dek taşıdılar. Mevlâ hepimize onların muhabbetini tattırsın.

Şimdiki sevgiler onların muhabbetine kıyas edilir mi?
Şimdiki sevgilerle onların muhabbeti tabiî ki kıyaslanamaz. Şimdilerde sevgi maddi kalıplara dökülür oldu. Onların arasında ise kökleri imanla, ubudiyetle, takvayla beslenen bir muhabbet söz konusuydu. Hz. Hatice hazinelerin anahtarını ona teslim ediyor. Peygamberimiz ise, bu yükün işleri yürütme ve büyütme kısmını üstüne alıyor. Sermayeyi eşine bırakıyor. Şimdi ise, tam tersini görmekteyiz. Bu bile kıyas için yeterli.

Sevgililer Günü ve sevgililer sevgilisi Peygamberimizin (a.s.m.) doğum günü aynı güne denk geliyor. Diyanet İşleri Başkanı bu iki günün bir araya gelmesini “güzel bir tevafuk” olarak nitelendirdi. Hz. Hatice böyle bir günde yaşasaydı bu günü nasıl geçirirdi?
Hz. Hatice, Allah'ın en sevdiğini hoşnut ederek geçirirdi. Malından fakire, fukaraya, muhtaca bol infak ederek kazancını kârâ dönüştürdü. Nefsi taşkınlık ve zaafların değil, kalbi etkileşim ve tatminlerin yaşanabileceği harika işler yapardı. Bence Sevgililer Gününde Sevgi Sultanının (a.s.m.) güzelliklerini kuşanmak gerek.

Hz. Hatice (r.a.) günümüz kadını için nasıl bir modeldir?
Hz. Hatice’nin son devir kadını için örnek bir prototip olduğunu peygamberimiz zikrediyor. O da bizim gibi cahili bir toplumda var olmuş. Ayakları üstünde dimdik duruyor. İffetiyle müsemma başarısıyla bihemta. Bu yönüyle tavır ve duruş sergileyebilme adına bize söylediği çok şeyi var. Her yönüyle ideal ve etkileyici iş kadınlığı, iffeti, başarısı, eşliği, anneliği, sosyal hayatı, yardımseverliği, atılımcılığı ve daha birçok yönüyle bize rol model.

Eğer Hz. Hatice validemiz bu dönemde yaşasaydı; Müslüman kadınlar için en çok neye üzülürdü sizce?
Bu oldukça vurucu bir soru. Bana göre Hz. Hatice (r.a.) en çok şu gayretsizliğimize ve lüksümüze çok şaşırırdı. Bunca rahat imkânlar içinde, böylesine kaygısız ve tasasız yaşayışımız onu çok incitirdi. Resûlün dâvâsını malı ve canıyla destekleyen kadın biz ümmet kadınlarından çok farklı bir bakış açısı geliştirmemizi isterdi. Bu alışveriş sevdamızı, israfımızı, vurdumduymazlığımızı çok eleştirirdi diye düşünüyorum. Dünyanın bir yerlerinde aç, biilaç yavrular ölürken, bizim şu halimize çok şaşırırdı.
Kaynak: YENİ ASYA

DÜNYA BASININDA ISPARTA İMAM-HATİP LİSELERİ MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ'NİN BEKLENEN BASIN AÇIKLAMASI - Çarş. Ocak 12, 2011 2:24 pm

Rafet ve Mustafa abilerime görüş ve fikirleri için teşekkür ederim.

DÜNYA BASININDA ISPARTA İMAM-HATİP LİSELERİ MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ'NİN BEKLENEN BASIN AÇIKLAMASI - Salı Ocak 11, 2011 3:08 pm

HABER LİNKLERİ:

http://www.timeturk.com/tr/2011/01/11/ihl-lilerin-muhtesem-duyarliligi.html

http://www.haber32.com.tr/news_detail.php?id=20165


EN BÜYÜK PROTESTO ISPARTA’DAN!

Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik protestolar bitmek bilmiyor

Bağlar Mahallesinde ki Dernek binasında Basın Mensuplarıyla bir araya gelen Isparta İmam-Hatip Liseleri Mezunları Ve Mensupları Derneği Yönetim Kurulu,son günlerde özel bir televizyon kanalında Osmanlı Padişahlarından “BİR MEKTUPLA FRANSA’DAKİ MODAYI KALDIRAN” Kanuni Sultan Süleyman’ı kadın düşkünüymüş gibi lanse ederek ve bunu yaparken de sırf televizyon kanalının ve dizinin reyting oranını düşünerek hareket etmelerini esefle kınadıkları belirttiler.

Bu dizideki üzerine giydirilen imajla, cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve onun şahsında tüm Osmanlı padişahlarının, devlet adamlarının, toplum nezdinde itibarsızlaştırıldığını, şanlı tarihin aşağılandığını ileri süren Genel Sekreter Şükrü ALTUĞ, şunları kaydetti:

Son günlerde bir televizyon kanalında tanıtım fragmanları gösterilen ve 5 Ocak 2011’de ilk bölümü yayınlanan “Muhteşem Yüzyıl” adlı dizide, yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı Devleti’nin en saygın padişahlarından olan Kanuni Sultan Süleyman’ın kadın ve içki düşkünü biri gibi gösterilmesi, başta üyelerimiz olmak üzere halkımızın büyük bir çoğunluğu tarafından nefretle karşılanmıştır.

Dernekçiliği değerler merkezli düşünen ve yürüten Isparta İmam-hatip Liseleri Mezunları Ve Mensupları Derneği, mazimizi de en önemli değerimiz saymakta ve sahiplenilmesinin gereğine inanmaktadır. Milletimiz, sinema/film sektöründen, tarihimizin güzelliklerini öne çıkaran filmler/diziler yapmalarını beklerken, maddi kazanç sağlamak amacıyla çekimi yapılmış olan bu dizide, reyting uğruna yalan-yanlış ve iftira boyutunda yaklaşımlarla kocaman ve şanlı bir tarih kirletilmeye çalışılmıştır.

Bilinen devlet organizasyonları arasında vizyoner açıdan ve misyon sorumluluğu bakımından daha geniş bir yapı ve mana ifade eden Osmanlı Devleti’nin ve özellikle en güzide padişahının sözde harem vurgusuyla gösterilmesi asla doğru bir yaklaşım değildir.


Isparta İmam-hatip Liseleri Mezunları Ve Mensupları Derneği
olarak, son dönemlerde her türlü maddi ve moral krizi başarıyla atlatan, dolayısıyla dünya ülkeleri arasında olması gereken saygın yerini alma hamlelerini başarmakta olan ülkemizin ve insanımızın bu tür girişimlerle moral değerlerinin yıpratılmasını manidar buluyor, ayrıca bu yaklaşımı sakat bir anlayışın art niyetli dışavurumu olarak değerlendiriyoruz.

Yapılan, reyting ve ideolojik kaygılar uğruna tarihimize büyük bir saygısızlıktır. Bu ve benzeri dizilerle zihinlerindeki çarpıklıkları milletimize aşılamaya çalışanlar hiçbir zaman hedeflerine ulaşamayacak ve bu millet, kendisini yeniden şekillendirme çabasında olanlara rağbet etmeyecektir.

Diziyi yayımlayan bu televizyon kanalını bu yanlıştan dönmeye çağırıyoruz. Halkımızı başta Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, ilgili bakanlıklar, Radyo Televizyon Üst Kurulu ve diğer tüm ilgili kuruluşlara şikayetlerini, faks ve e-posta yoluyla iletmeye davet ediyoruz.

Genel Sekreter Şükrü ALTUĞ; bu yanlıştan dönülmezse, televizyon kanalının seyredilmemesi için kampanyalar başlatacaklarını, bu da yetmezse yayıncı kuruluşa reklam veren firmaların ürünlerini boykot edeceklerini belirtti.


Basın toplantısına Yönetim Kurulu Başkanı Celal Atasoy,Teşkilat Başkanı Mustafa Nezih Yılmaz,Basın Sorumlusu Mustafa Ersöz,Mali İşler Sorumlusu Hüseyin Biçer,Tanıtım Başkanı Mehmet Kaya Ve Onlarca İmam-Hatip Sevdalısı hazır bulundu.

sukrualtug

BABALAR GÜNÜ OLMASA DA OKUYUN - Cuma Ara. 10, 2010 4:17 pm

amca beğeniyle okudum,paylaşımın için teşekkür ederiz.bu yazıyı okuyup değerlendirecek olanlar yeni nesillerdir.eskilerden böyle bir beklenti pek olmasın:) olmasını isteriz ama imkansız gibi bi şey.(istisnalar olabilir.)

sukrualtug

böncü ailesine baş sağlığı - Ptsi Kas. 08, 2010 1:30 pm

Allah rahmet eylesin.Hacer yengemizin mekanı cennet olsun inşallah.

sukrualtug

İNTERNET EVLİLİKLERİ İŞTE BÖYLE ETKİLİYOR - Salı Ekim 26, 2010 4:35 pm

kendim dahil çoğumuz yeterli bilgiye sahip değiliz.kafa boş olunca ne olacak,insan şeytanın peşinden koşacak.boşlukta,arayışta olanlarımız var.bunlar için geçerli bunlar.acı ama gerçek.rabbim cümlemizi doğru yoldan gidenlerden eylesin.

sukrualtug

şiirler senin için Abdurrahman bey - Salı Ekim 26, 2010 4:22 pm

güzelmiş,sayın ıtri rumuzlu büyüğümüze teşekkür ederiz:)

sukrualtug

---YARIN Mİ'RÂC KANDİLİ--- - Çarş. Tem. 07, 2010 9:43 am

HOTEL ALTUĞ

TÜM MÜSLÜMANLARIN Mİ'RÂC KANDİLİNİ TEBRİK EDER...

MİRAC KANDİLİ
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Mirac Gecesidir. Mirac bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Mirac mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)
Miracın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:
“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)
Mirac nasıl oldu?
Mirac, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miracını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraca yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.
Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi'nin dediği gibi

“Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah...
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.

Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.

Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraca çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:
“Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.
Peygamberimiz neden mirac’a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi'râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi...
Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir?Soru: “Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?”
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.
Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: “Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?”

Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: "Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?"

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.

Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü'1-Me'vâ'nın gövdesi olan Sidretü'l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz Miraca sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?"

Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn'dır.

Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.

İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak'a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.
Miracın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: "Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"Miraçın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü'minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü'minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.
Miracla gelen hediyeler
Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.
İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Mirac meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.Dördüncüsü:Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miracla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)
Mirac Gecesi Namazı
Mirac gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.
Mirac Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.

KAYNAKLAR:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 31. Söz
2. Mübarek Aylar Günler ve Geceler
3. Üç Aylar İbadet Rehberi


www.otelaltug.com
اللهم صلى على سيدنا محمد

sukrualtug

VARMISINIZ - C.tesi Tem. 03, 2010 10:35 am

Rafet abimiz güzel düşünmüş.Sav'da kurulur,sadece Sav içerisinde çalışma yapacak diye bişey yokki.Reklam çok iyi yapılır,İl ve ilçelere de hizmet verilir.Ne olur;başkaları 5 alıyorsa, 4 alınır.Sürüme bağlanır.Tanıtıcı reklam ne kadar çok olursa bu iş yürür kanaatindeyim.Tabi bunların olması için kaliteli bi ekip kurup,başarılacağına inanmak gerekir.Yapanların yapacak olanlardan ne farkı var?Ha zordur,doğrudur.Hiç olmadı diyelim onlar 2 günde başardılarsa,bizde 4 günde başarılı olunmuş olur.Düşünen büyük ve küçüklerimiz varsa şimdiden hayırlı olsun.Biraz acele ederlerse benim düğünde açılış yapabiliriz:)

sukrualtug

Üç aylarda düşen rahmet damlaları... - Paz Haz. 13, 2010 7:02 am

Ne güzel bir manevî ve rûhânî mevsim var önümüzde!

Allah'ın lûtfuna, nusretine ermek için ne güzel fırsatlar peşpeşe gelmekte!

İşte, 13 haziran pazar günü,

"ÜÇ AYLAR" dediğimiz mübarek mevsim başlıyor,

Receb-i Şerif geliyor.





~ ~ ~







Receb, tevbe ayı, davranma ve uyanma ayı, ibadete yönelme ayı;

Recep şehrullah yani Allah'ın ayı. Allah-u Teâlâ Hazretlerinin kulları çok affettiği, tevbe eden kullarını çok bağışladığı bir ay;


"Receb Allah'ın emirlerine dinine hürmet ayı. Kendisine çeki düzen verme, ceketini ilikleme, hazır ol vaziyetine gelme ayı;






Receb büyük bir ay. Allah o ayda sevapları katlar.

Kim Receb ayında 1 gün oruç tutarsa 1 sene oruç tutmuş gibi olur. Kim 7 gün tutarsa ona cehennem kapıları kapanır. Kim 8 gün tutarsa ona 8 cennet kapısı açılır. Kim 10 gün tutarsa gökte bir melek şöyle seslenir:

‘Geçmiş günahların bağışlanmıştır, haydi amele yeniden başla.’


~ ~ ~

Manevî mükâfatlara, rahmet, feyz ve bereketlere nail olabilmek için bizim de gayrete gelmemiz, harekete geçmemiz lâzım!



Hepinizin üç aylarını, Receb-i şeriflerini, candan tebrik ederim.

Mevlâm cümlenizi iki cihanda bahtiyar kılsın, dâreynde gönüllerinizin muradlarını versin, marifetullaha, muhabbetullaha sahip ve mazhar buyursun,

sevdiklerinizle beraber cennetine dahil ve cemalini müşahede şerefine nail eylesin!


Sayfa başına dön


Forum Saati Ptsi Mayıs 21, 2012 7:22 am