SANAL ALEM DE. SAV...

kasabamız, sosyal, kültür ve siyaset



Arama sonucunda 62 adet mesaj bulundu

aybüke

Dualarımı kbul edermisin ALLAH'IM - C.tesi Eyl. 03, 2011 11:31 am

Rab'bim elbette Dua'larımızı kabul eder,elbette bizede kulum der
Yeterki bizim gayretimiz olsun Hani diyorki "İste ey kulum"
sen iste ben vereyim
Bana açılan elleri geri çevirmekten haya ederim diye
Ne mutlu bizeki,öyle Bir Rahmet peygamberine ümmet olmayı nasip etti bize Mevlam Şükürde hamd'da ancak Allah'tadır Elhamdulillah ...



aybüke

Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın! - C.tesi Eyl. 03, 2011 8:33 am

Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?

Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, din, matrix, secret, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!

Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!

Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.

İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.

Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!

Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!

aybüke

Dualarımı kbul edermisin ALLAH'IM - Ptsi Ağus. 15, 2011 11:30 am

Kimselere söyleyemediklerimi bir Sana söylerim Allah’ım. Kimselerden isteyemediklerimi bir Senden isterim. Çaresizim Allah’ım, öyle çaresizim ki, tek çarem Sensin. Sana o kadar çok seslenmek isterim ki, ama gönlümün sesi kısılıyor Allah’ım. Damağımızda tat bırakmıyor ettiğimiz sözler... Çünkü sana ait sözleri unuttuk...

Ne çok unutuyorum ve ne çabuk unuttum Allah’ım. Affet unutuşumuzu ve affet seni duyup seslenemeyişlerimizi. Kaldıramadığımız ellerimiz için affet bizi...
Açamadığımız yüreğimiz için bizleri affet...
Gönlümüzde goncalar açmayan Güllerimiz var.
Gülden sitem eden sevgilerimiz var.
Gülşenlere çeviremediğimiz gülüşlerimiz var.
Gülü zara dönmeyen sinelerimiz var...
Boynu bükük kalışlarımız var bizim sensiz kalışlarımız susayışlarımız...
Aferinler fısılda yüreklerimize ne olur!
İçimizde sakladığımız ve bir türlü kimseye haykıramadıklarımız var. Sensiz kalışlarımız var...

Araflarım var benim. Kurtulamadığım, kaçamadım, sıyrılamadığım ’Araf’larım. Sen beni Araflardan alır mısın? Senin sevdiklerinin yanına beni de koyar mısın? Onlarla bir beni de anar mısın?

İtiraf etmeliyim ki, sana söylenilesi güzel sözleri söyleyemedik. Ne olur ilham et kalbime kırık dökük te olsa, yıkık ezik te olsa kabul eyle yakarışlarımı... Sıkı tutamadığım hayallerim var ya Allah’ım. Elimi gevşettiğimde gördüğümüz fena hülyalarımız var. Ne olur Sen Tut ellerimden, ne olur kalbimizi Sen Sıkı Tut Allah’ım! Düşünce bizi Sen kaldır Allah’ım...

Dua diye mırıltılarımı sen fısıltıya çağıltıya çevirir misin? Sen beni benden öte bilensin, Sırrımı, gizlimi, söyleyemediklerimi bilensin. İçimizde tutup bir türlü diyemediklerimizi en mütenahisini verasını hep sen bilirsin. Vehimlerimden, şüphelerimden, vesveselerimden beni azad eder misin?

Altı çizili satırları defalarca okuduğum kitaplar ve romanlar kadar senin kitabını kelamını okumayı unuttum. Unuttuk biz Allah’ım... Ne çok unuttuğumuz var ve de ne çabuk unuttuk biz Allah’ım...
Hatırlamayı unuttuk. Seni hatılamak herşeyi hatılatıyor seni unutmak bizi uzaklara, tuzaklara götürüyor...
İitiraf ediyorum Rabbim. Yakamı bırakmayan günahlarımla geliyorum huzuruna, kimseye söyleyemediklerim günahlarım var benim. Dile döküp haykıramadıklarım var. İçimde sakladıklarım. Suskunluklarım var. Sözlerimin kifayetsiz kaldığı daha nelerimiz var bizim...

Yüreğimiz yerde bırakma bizi, boynu bükük eyleme, gözümüzde yaşlarla, yüreğimiz darda koyma bizi...Garibiz işte Allah’ım! olmadığımız kadar garip, hissetmediğim kadar çaresiziz, aciziz işte çünkü Seniniz, Sendeniz. Olmadığımız kadar sensiziz.Sensizlik öyle üşütüyor ki içimi... Ne olur sen ısıt ne olur Sen...

Doğum günüm sana en içten geldiğim gün olsun, her günüm olsun. Yeniden doğar gibi silkinip günahlardan, arınıp senin Rahmetinin kucağından ana sütü gibi yudum yudum tövbe sütünü içmek isterim Allah’ım.

Dualarımı kabul eder misin Allah’ım? Bana da hoş geldin kulum der misin?

aybüke

Annen seni internetten mi download etti? - Çarş. Haz. 01, 2011 1:19 pm

Aile filtresi olmalıdır ama bu filtre hiç bir dönemin adamlarına hizmet etmemelidir.En önemli olan nokta bu.%99u müslüman denilen toplumun halini de o programı seyrederek görmek yeterlidir.

Bunda bir pay da geri kalmış muhafazakarlardır.

aybüke

Alemlerin Rabbine Binlerce Şükür... - Ptsi Mayıs 23, 2011 9:30 am

Herşey kötü gidebilir

Alemlerin Rabbine Binlerce Şükür
Herkes bizi üzebilir

Kalbimiz kırılmış,
İçimiz ezilmiş olsa da

Hata yapmış olsak da

Umudumuz bitmedikçe herşey çok güzel olacak demektir...

İyi bir kul olmak için dua edelim

Başka çaremiz var mı?

Alemlerin Rabbine Binlerce Şükür


aybüke

LİBYA..VE ARAP DÜNYASI... - Çarş. Mart 30, 2011 8:52 am

Öncelikle konuya katılımlarınızdan dolayı avşarbeyine,süleyman beye ve site yöneticisine teşekkürler.gerçekten çok ilginç 240 üyeye sahip bir sitede sadece dört kişinin konuya katılması üzücü.gönül isterdiki böyle önemli konularda fikir alışverişleri olsun ama malesef.dilerim bundan sonra katılımlar olur.

PEKİ Sizce, Libya için bir yol olamaz mı? İslam dünyası elinde bulundurduğu Arap Birliği, İKÖ üçüncü bir yol üretebilirdi, olmadı. Bu yüzden İslam dünyasının acil olarak İKÖ'yü yeniden dizayn etmesi gerekiyor bence....


Tunus, Mısır halk isyanı iki diktatörü koltuğundan ederken, Cezayir, Fas, Yemen, Bahreyn, Libya ve Suriye'de toplumları harekete geçirdi. İsyan rüzgarı Arap dünyasında beklenen domino etkisini gerçekleştirdi. Tunus ve Mısır'da fazla kan akmadan yumuşak bir geçiş süreci yaşanırken, Yemen, Bahreyn, Suriye ve Libya kanlı görüntülere sahne olmaya devam ediyor.


Libya'da BM devreye girerek tüm dünyada yeni bir tartışmanın gündeme gelmesine sebep oldu. BM Güvenlik Konseyi kararı ile Saddam karakterli Kaddafi'nin etkisizleşti-rilmesine yönelik saldırı Fransa İngiltere ve ABD üçlüsünün öncülüğü ile başlatıldı. Bakalım bu Libya operasyonunun sonucu nereye varacak?


DENİZE DÜŞEN YILANA SARILDI


Arap isyan rüzgarları şiddetten uzak bir şekilde özgürlük ve reform talepleri ile devam ederek sonuç alma yoluna giderken, Libya'da Kaddafi'nin yüzlerce Libyalı Müslümanın ölümüne sebep vermesi, isyan eden halkın dünyadan yardım talebi BM ile aynı çizgide buluşmasına sebep oldu. Denize düşen yılana sarıldı Libya'da. 33 gün Kaddafi'nin saldırıları karşısında ölüm kalım savaşı veren bir halk vardı. Geçmişte Irak halkının yaşadıklarını yaşamış olan ve isyana kalkışan Libya halkı Kaddafi tarafından günlerce bombardıman altında feryat etti.


Yemen'de Cuma namazı sonrasında göstericilerin üzerine açılan ateş sonucunda 52 kişi öldü,126 kişi yaralandı. Yemen'de son zamanlarda hükümetin güç kullanımını protesto amacı ile 3 bakan istifa etmişti. Bahreyn ise adeta patlamaya hazır vaziyette. Bahreyn'de başlayan özgürlük ve reform talepleri her an Şii-Sünni çatışmasına dönüşebilecek bir potansiyele sahip.


Suudi Arabistan'ın Körfez İşbirliği Konseyi Anlaşması çerçevesinde Bahreyn'e asker göndermesi sonucunda İran ve Suudi Arabistan'ın ciddi bir şekilde karşı karşıya gelebileceğini gösteriyor. İran ve Bahreyn büyükelçilikleri karşılıklı olarak geri çekildi.


İKÖ YENİDEN YAPILANMALI


Bahreyn'de gösterilerde çok sayıda yaralı ve ölüm olayları gerçekleşirken Ortadoğu'nun en kapalı ve baskıcı rejimi olan Suriye'de geçen Cuma başlayan olaylar sonucunda Şam, Hama, Halep, Kamışlı, Deraa kentlerinde çok sayıda tutuklu ve 5 ölü, yüzlerce yaralının olduğu haberleri ajanslara yansıdı. Suriye ve Bahreyn Şii ve Sünni çatışmalarının provoke edilebileceği bir ortama sahip. Bu ülkelerde yaşanacak sıcak gelişmeler Ortadoğu'da ciddi manada iç ve bölgesel savaşların kaçınılmazlığına gebedir.


Arap dünyasının 40, 30, 20 yıllık diktatörleri değişmeyi ve siyasi ekonomik sosyal paylaşımı asla kabul etmeye niyetleri yok gibi davranmaya çalıştıkça isyan rüzgarları anafora dönüşüyor.


Demokratikleşme ve reform sözleri veren liderler sözlerinde durmalı ve iyi niyetlerini göstermelidirler. Arap isyan rüzgarları anafora dönüştükçe, özlediğimiz baharlar, devrimler kirletiliyor ve gecikeceğe benziyor. Ne NATO, ne Kaddafi diyoruz. Peki bir üçüncü yol var mı? İslam dünyası elinde bulundurduğu Arap Birliği, İKÖ'den yıllardır üçüncü yol düşüncesi, medeniyet tasavvurunu çıkaramadı maalesef. İslam dünyasının acil olarak İKÖ'yü yeniden dizayn etmesi gerekiyor. 5 yıldır genel sekretaryası Türkiye'de olan kurumun yeniden yapılandırılması ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmelere aktif çözümler üretmeye öncülük etmesi gerekmektedir. Özel bir komisyon kurularak, Arap dünyasındaki isyanlar ile yöneticiler arasında arabuluculuk görevini alabilir. Aksi taktirde olacak olan kardeş kanının akmasından başka bir şey olmayacaktır.

aybüke

LİBYA..VE ARAP DÜNYASI... - Ptsi Mart 28, 2011 5:40 pm

Yaklaşık 2 aydır dünyanın gündemine oturdu...Arap dünyası.....

300 yıldanberi giderek kötüleşen,dünyadan kopan,ve ortaçağı yaşayan Arap ve İslam dünyasından,birtakım sesler yükseliyor,yükselmesine de...Ne dedikleri,ne istedikleri pek iyi anlaşılamıyor....Ya da ben anlıyamıyorum....

60 yıldır devam eden dikta yönetimlerine başkaldırıyormuş gibi bir görüntü var orta yerde....Dünyayı öğrenmişler diyor bazıları...Peki dünyayı nereden öğrenmişler...İnternet ve diğer iletişim araçlarını kullanarak....Nasıl öğrenmişler....Onu bilemiyoruz....Bu işler bana biraz spartaküs misalini hatırlatıyor....

Malüm;Spartaküs;kölelere öncülük etmiş,isyanı başarmış;sonuca ulaşmak üzere iken;hedeflerinin evlerine gitmek olduğunu açıklamamış mı idi...İşte o noktada Spartaküs de,isyanı da bitti...Ve de kaybetti....

Yani;toplumsal hareketlerde sadece birşeyi yıkmak yetmiyor...Yerine neyi koyacağınızı da göstermeniz gerekiyor...

Sizlere göre Arap ve Ortadoğu toplumları, başlarındaki despotları devirmenin karşılığında;nasıl bir yönetim öneriyorlar...Bilen arkadaşlarımız varsa lütfen bizleri de aydınlatsın...


aybüke

DÖRT MUM... - Ptsi Mart 21, 2011 1:18 pm

Bir odada dört mum sessizce yanıyordu.O kadar derin bir sessizlik hüküm sürüyordu ki odada,aralarındaki fısıltı şeklindeki konuşmalar bile rahatlıkla işitiliyordu.

1.Mum 'ben Barışım' dedi.Ancak kimse benim sürekli yanık kalıp,etrafıma ışık saçabilmeme yardımcı olmuyor.Artık sönmek üzereyim...Ve sessizce karanlığa gömülüverir...

2.Mum 'ben İman'ım' der.Ama artık gerekli olduğuma inanmıyorum.Yanık kalmamında bir kıymeti kalmadı,diye eklerken hafif br esinti ışığı söndürüverir...

3.Mum çok üzgündür.'Ben Sevmeyim'ama etrafıma ışık verecek gücüm kalmadı.İnsanlar beni hep kenara itiyorlar.Kendilerine en yakın olanları bile sevmemeye başladılar.Sessizce söner gider sevme mumu...

O sırada içeri anden bir çocuk girer.3 mumun söndüğünü görünce sebebini sorar ve niçin sonuna kadar yanmadıklarına hayıflanarak ağlamaya başlar...

4.Mum,yumuşak ve yatıştırıcı sesi ile çocuğa ağlamamasını söyler.'Korkma ben etrafıma ışık saçtığım sürece diğerleri yeniden yanarlar ve onlarda aydınlatmaya devam ederler.Zira ben UMUD'um!'gözleri parlayan çocuk umut mumunu alır ve diğerlerini sevgiyle teker teker yakar.

İÇİNİZDEKİ UMUT MUMUNUN SAÇTIĞI IŞIĞI ASLA SÖNDÜRMEYİN.Küçük çocuk gibi diğer sönmek üzere olan üç mumun da sürekli yanık kalmaları için çaba harcayın...

aybüke

gördüğüne inanmak ya da görmediğin halde hissettiğine - Paz Mart 20, 2011 9:23 am

okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu.
'arkanızda bir arkadaşınız olsun ve kendinizi dimdik geriye doğru bırakın. bu durumda arkadaşınızın sizi yakalayacağına güvenmek durumundasınız kendinizi atmak için. ve bir çok kişi rahatsız olur, tedirgin olur kendini geriye, görmediği yere atmak için'
ve şöyle devam ediyor..
'bazen gördüğünüz değil hissettiğiniz şeye inanmalısınız. ve eğer başkalarının size güvanmesini istiyorsanız, sizin de onlara güvenebileceğiniz duygusuna sahip olmalısınız, karanlıkta olsa dahi. düşerken bile...'

düşerken güvenmek, karanlıkta güvenmek en çok ihtiyacımız olan şey değil mi? daha doğrusu görmediğine güvenmek?

Cevabı başlık çok iyi vermiş; güvenilecek şeyin görünmesi veya dokunarak kontrol etmemiz gereksiz, orada olduğuna inanmaktır önemli olan ...

aybüke

Gencim, milliyetçiyim, milletten şikayetçiyim !!! - Cuma Mart 18, 2011 3:35 pm

Asıl ben size çok teşekkür ederim ıtri bey.paylaşımımı beğendiğinize inanın çok sevindim.hatta yazımı başka bir sitede de paylaştığınızı gördüm dahada mutlu oldum.paylaştığınız sitedede ismime teşekkürünüz bana son derece onur verdi, mutlu oldum.dilerim yazımı herkes sizin gibi anlayarak okur.saygılar

aybüke

Gencim, milliyetçiyim, milletten şikayetçiyim !!! - Perş. Mart 17, 2011 10:08 am

Ankara Genç İşadamları Derneği bir “Gençlik araştırması” yaptırdı.

Sonuçlardan çıkan manzara şu:

Gençlerin kafası karışık…

* * *

Ailelerinden dayak yiyorlar.

“Kendine kimi örnek alıyorsun” diye sorunca “ailemi” diyorlar.

* * *

kötü yollara sapıyorlar

En çok askere ve dine güveniyorlar.

* * *

Siyaseti takip etmiyorlar.

Ama “Siyasi yelpazedeki yeriniz” diye sorunca ağırlıkla “Milliyetçi-muhafazakar” seçeneğini işaretliyorlar.

Yurtlarını çok seviyorlar yani…

Aynı gençler, “Yurtdışında yaşamak ister misiniz” sorusuna yüzde 80 oranında “Evet” diye kafa sallıyorlar.

Yurdun en çok dışını seviyorlar.

***

“Türkiye AB’ye girsin mi”ye “Hayır” cevabı veriyorlar.

Yani?

“Ülkem dursun, ben gireyim” diyorlar.

* * *

“Milliyetçi gençler”, gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlar.

Polat gibi şekil yapmak, Koç gibi para kazanmak, Acun gibi sahillerde “sabaha kadar eğlence”ye dalmak istiyorlar.

* * *

Çoğu Türkiye’nin geleceğinden umutsuz…

Kendi geleceklerinden ise umutlular.

Yani?

“Ülkem batar, ben yırtarım” sanıyorlar.

Ama tabiki aldanıyorlar....

aybüke

Düşmana insanlık dersi(güzel bir hikaye) - Paz Mart 13, 2011 3:08 pm

Fransızlar1930 yılında Çanakkale'de bıraktıkları ölüleri için Morte Koyu'na bakan bir tepede büyük bir abide yaptırırlar. Bu abidenin açılış töreni için Fransa'dan gelen onlarca ziyaretçi arasında önemli biri vardır; General Guro... genç bir subayken Çanakkale'de Mehmetçiğe karşı savaşanlardan biridir. Yapılan törenin sonunda General Guro Türk askerinin abidesini de ziyaret etmek istediğini bildirir. General Guro Mehmetçik kadar mütevazı bir abidenin önüne götürüldüğünde oldukça anlamlı şu hatırasını anlatır:
'' Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam bir sabah gününün ilk ışıklarıyla birlikte Türklerle süngü harbine başlamıştık. Kendileriyle başa çıkmak imkansızdı. Süngülü çarpışma geç saate kadar devam etti. Ortalık kararınca anlaşma yapıldı ve savaş alanında kalan yaralı ve ölülerin toplanmasına karar verildi.
Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü hücumuna geçip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca umutmayacağım. Yerde bir Fransız asleri yatıyor bir Türk askeri kendi gömleğini yıtmış onun yaralarını sarıp kanlarını temizliyordu. Hemen bir tercüman çağırıp sordum:
- Niçin öldürmek istediğin düşmana yardım ediyorsun?
Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:
- Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi. Anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim kimsem yok. İstedim ki o kurtulup anasının yanına dönsün.
Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Çünkü Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikiside öldüler...''
işte biz böyle mükemmel insanların torunlarıyız... Türklüğümüze sahip çıkalım arkadaşlar!!!


aybüke

Bugün ALLAH için ne yaptınız? - Çarş. Şub. 16, 2011 3:21 pm

bugün allah için ne yaptınız?



Hz.Ömer'in harika bir sualidir "Bugün Allah için ne Yaptın? "....Ya evimizin güzel bir köşesinde asılıdır ya da tozlu kitaplar arasına sıkıştırdığımız bir kağıt parçasındadır.:Her gün bir öğretmen sözlü yaıyormuş gibi bu sorunun bize sorulacağını düşünsek belkide en güzel cevabı verebilmek için çok çaba sarfedeceğiz..Bir hatırlatma amacıyla bu başlığı açtım..hergün bunu görürde belki ufakta olsa bir şeyler yapmak için uğraşırız..iyiliğin gizli kalması tabiki daha güzel ama burada paylaşırsak birbirimizi teşvik etmiş oluruz..hergüne bir iyilik kampanyası başlatıyorum..hergün ufakta olsa "Allah" için bir şeyler yapabilirsek ne mutlu bize... bir yetimi sevindirin ,arkadaşınıza iyi davranın bir açı yedirin bir hayvanı doyurun ama her gün O'nun için bir şeyler yapalım ...yaptığınızı yazmasanıza elbetteki gerek yok.Sadece günümüzün yorumunu beynimizde biraz tartışalım..öyleyse düşünün şimdi:

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTINIZ?
inşallah sizlerde bugün allah için güzel şeyler yapmışsınızdır dua ile...

aybüke

kütüphane - Perş. Şub. 03, 2011 10:24 am

evet arkadaşlar özellikle ahmet beyin önerilerine sonuna kadara katılıyor ve destekliyorum.gündemden hepimizin haberi olmalı.lakin bir sorun var yapılmak istenenler çok güzel fakat bu işleri takip edecek bu haberleri sıcağı sıcağına kasabaya ulaştırıp panoya asabilecek gönüllü birine ihtiyacımız var.bu iş takip işidir.madem böyle güzel bir hizmet sunulacak bu hizmeti sunabilecek birilerini bekliyoruz.ama şunuda belirtmek isterimki kitap okuma konusundada fikrimi değiştirmiş değilim.bu bilgilerin okunmasının ,kitap okunmasından daha çok ilgi göreceğinin kanaatindeyim.sonuçta gerçekten böyle haberlerden haberdar olunabilecek olması kasaba halkı içinde çok faydalı ve güzel bir gelişim.dilerim uygulamanız sözde kalmaz başarırsınız.böyle bir uygulamayı düşündüğünüz içinde sizlere teşekkürler. başarılar dilerim.

aybüke

Gerçek sevgi(güzel bir hikaye - Salı Şub. 01, 2011 2:21 pm

Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana. Bir ümit bekliyormuş.
Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.
Kıskanıyormuş bahçıvanı, Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden. Zambaklardan. Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını. Bir gün, Aşkı öyle büyümüş ki. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık.

Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş..Bunada şükür diyormuş. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek. Zaman akıp gidiyormuş. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.
Ve işte bir gün bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış. İncecik bedenini ellerinin arasına almış..Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.
Hala göremiyormuş onu ama bedeni kurtulmuş. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye. Gelen giden yokmuş. Kahrından ölecekmiş papatya. Ama işte bir sabah.
Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış. Derin bir oh çekmiş. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş. Başka birisiymiş. Adamın elinde bir de makas varmış.
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru. Ne güzel açmışsın sen öyle demiş. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış. Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış. Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmiş.
Papatya anlamış artık.
SEVMEK emek istermiş.
Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini. Teşekkür etmiş ona içinden. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık.
Gerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini

aybüke

Mutlaka okuyun ve anlayın!.. - C.tesi Ocak 22, 2011 6:10 pm

Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur...
Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir...
Sürekli "İşte Türk yani barbar vahşi vs..." demektedir...
Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yanınızda kâğıt para var mı?" diye sorar!
Bu soruya spiker şaşırır ve "evet var ama n'olacak" der...
Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır...
Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adlı şarkısını söylemiştir...
Bu şarkının bir bölümü şöyledir:
"Beş Akif- bir Saat Kulesi iki Kule-bir Fatih beş Fatih-bir Mevlana İki Mevlana-bir Sinan"
(Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Başınıza Albümü / 1992)
Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki
Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...
Barış Manço spikere sorar: "Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim?"
Spiker:
"General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan
kişileri de sorar spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır
"General......." "Amiral..........." "Komutan............."
Spikerin bu "falanca General falanca Amiral falanca Komutan" cevabından sonra
bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır... Spikere der ki:
"Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Şairdir...
Bu fotoğraftaki kişi Mevlana'dır. Düşünürdür...
Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...
Bu paradaki kişi ise ******'tür. "Yurtta barış dünyada barış" diyen kişidir...
Bizim paralarımız bunlar... Biz Türkler ince ruhlu kibar medeni insanlar
olduğumuz için paralarımızın arkasına "şairlerimizin"
"düşünürlerimizin""bilim adamalarımızın" fotoğraflarını bastık...
Siz Fransızlar kendiniz barbar vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş
Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!" der...
Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri
Canlı yayını keserler ve spikeri oradan kovarlar başka bir spiker yerine
gelir ve canlı yayın yeniden başlar yeni spiker Barış Manço'dan ve
Türklerden özür diler programa böylece devam edilir..

BULUNMAZ BİR SANATCIYDI RUHU ŞADOLSUN.SAYGIYLA ANIYORUM

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SÖZLERİ İLE ÖLDÜKTEN SONRA BAŞIMIZA GELECEKLER - Cuma Ocak 21, 2011 3:20 pm


Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze... işleriyle meşgul ikenson derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.
Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner Münker ve Nekir adlı iki özel Melek geliröleni kişisel
mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.Güzel kişi der ki.”O benim refakatimO benim
dostumdurhiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiysenizgörevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar
terk edemem.
Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki ”Ben bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım.
Endişe etmeMünker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.
Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan(semadaki meleklerden)misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
Allahın Resulu(SAV) demiştir ki:Hesap gününde ne bir Peygamberne de bir melek Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.

Lutfen bu hadisi herkes okusun çünkü Resullah(SAV) demiştir ki: “Bir beyit dahi olsa benden olan bir bilgiyi iletiniz”.Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun.[/font]
AMİN

aybüke

ibrahim ışık vefat etti - Cuma Ocak 21, 2011 2:44 pm

Sayın SÜLEYMAN HOCAM


Hayatımızı idame ettirmekte olduğumuz fani dünyada Kötü gününüzde'de yanınızda Olduğumuzu Unutmayınız, Başınız Sağolsun ALLAH Yardımcınız Olsun.Rahmetli babanınızın sevapları günahlarından çok olsun,rabbim mekanını geniş eylesin.Allah'ım sizlerede sabır ihsan eylesin.

aybüke

kütüphane - Salı Ocak 18, 2011 11:38 am

Asena hanım ve ıtrı beye katılıyorum.bizim toplumumuz okumayı sevmiyor.Asena hanımında söylediği gibi kahve köşelerinde boş boş oturup dedikodu yapmayı inasanları yargısız infaz etmeyi iyi bilirler.Ayrıca serbay bey insanlar kahvede boş boş oturmaktaan hiçbir zaman vazgeçmezler hiçte sıkılmazlar,sıkılıyor olmuş olsalardı inanın bana kahvehaneler halen boş insanlarla dolup taşmazdı, bunada emin olabilirsiniz.Ama sizin önerinizide kesinlikle katılıyorum.Çokta güzelbir uygulama olurdu şahsımca,Belki kasabadaki öğretmenlerden muhtarlardan,belediye başkanından yardım alınabilir.ama ne derecede sonuç alınır bilinmez tabi....

aybüke

"BİL OĞLUM" Esat Kabaklı - Salı Ocak 18, 2011 11:25 am

Çok dinledim Bu Türküyü her dinleyişimde de içim ürperir.Mükemmel bir yorum.Bozkurt yurdunda çakalların ne işi var,değilmi? TÜrkİye tÜrklerİndİr ya sev ya terket.Çakallara ibret olsun biz bu vatanı kolay bulmadık ,itlerin haberi olsun bizde bu iman oldukca daha çooook çakal vuracağız demektir.Hepimiz osmanlı torunuyuz ve ülkülerine sahip çıkacağız. işte bütün nesiller bu türkülerİ dinler.ağzına ve yüreğine sağlık ESAT REİS...Sizede teşekkürler ıtrı bey böyle güzel ve anlamlı bir paylaşım sunduğunuz için.......

aybüke

HALK VURDUMU BÖYLE VURUR - Ptsi Ocak 17, 2011 4:08 pm


Ben isyanı TUNUSUN iKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI OLARAK ADLANDIRIYORUM.AraPların içinde en yiğit ve çağdaş halk TUNUSLULAR.ilk kez bir halk devimine imza attılar.******ün devrimlerini izleyen öğretmenlerin öğrencileri evlatlarını uyandırdılar sonunda.hemde lider sultası olmadan.Diktatör kaçacak delik aradı.Paçayı kurtarabilirmi bilemem.Çünkü ARABİSTAN da bile öğretmenlerin ayaklanmaları başladı.İnsanlık uyanıyor...TUNUS inşallah kendini toparlayıp emperyalist oyunlara gelmezse ARAP alemine ve ezilen uluslara örnek bir yapılanma sunacak.İşsiz gençleri çok donanımlı ve bilinçli.Çoğu 2 yabancı dil biliyor.Üniversiteyi coplayanlar ve gençlerin ölümüne neden olanlar yakında TUNUSTA yargılanacak.hemde yakılan cop yiyen çocuklar tarafından..........

bir zalim daha yok oldu gittii...baskici militarist bir laik di simdi sürünmenin ilk gününü yasiyor..allah bu diledimi sürüm sürüm süründürür iste..





aybüke

İşte 2011'in En başarılı Belediye Başkanları anketi - Ptsi Ocak 17, 2011 1:09 pm

Sayın ıtrı bey elbetteki sorunuzun cevabı var ve biliyorum.Türkiyenin en genç başkanı 2009 yılında DENİZLİ nin ÇİVRİL ilçesi ÇITAK beldesinde, 27 yaşında SADRİ PORHON isminde yakışıklı ve bir okadarda karizmatik zeki ve çalışkan bir siyasetci seçilmişti,hatta bir demecini dinlemiştim konuşmaları oldukça mantıklı ve gerçekçiydi çokta hoşuma gitmişti...demeci ise şöyleydi.......

"Ben Siyasetin Genç Yaşta Yapılacağı İnancındayım. Genç Yaşta İdealist Olmak Gerekiyor. Başkanlığın, Emekli Olduktan Sonra Yapılacak İş Olduğuna İnanmıyorum. Ben Gencim, Bir Daha Yapacağım,Bir Daha Yapacağım...Demişti, genç kitlelerdende büyük alkış ve ilgi görmüştü.

TÜRKİYE'nin ikinci genç başkanı ise ÇANAKKALE ÇAN İLÇESİNDEN ABDURRAHMAN KUZU seçilmiştir.
Malesef sizin MUSTAFA BEY de bu sıralamada şuan için bulunmamaktadır.MUSTAFA BEY'in de başarılı bir başkan olduğunu düşünüyorum.
KADİR TOPBAŞA GELİNCE:Benim şahsi görüşüm başarılı olarak ben sadece büyükşehir belediyesini görüyorum.ama birgerçekte çalışmalarını takdir ettiğim desteksiz başarılı olan tek başkanda MUSTAFA SARIGÜL.dür.

aybüke

İşte 2011'in En başarılı Belediye Başkanları anketi - C.tesi Ocak 15, 2011 8:48 pm

Andy-Ar Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen araştırma ile en başarılı yerel yönetim liderleri belirlendi.

6 ayda bir periyodik olarak düzenlenen, Türkiye’nin 16 Büyükşehir ve 4 Büyükşehir ilçe belediye başkanlarının performansına yönelik halkın düşüncelerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen ankette çarpıcı sonuçlar çıktı.

ZİRVEYE MUSTAFA DAMGASI
Anketteki en dikkat çekici durum ise Türkiye geneli en başarılı ilçe belediye başkanları sıralamasında ilk üçte yer alanların ismi de Mustafa:
Mustafa Sarıgül, Mustafa Kara ve Mustafa Demir...

KADİR TOPBAŞ BİRİNCİ
Andy-Ar’ın yaptığı ankette en başarılı belediye başkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş oldu. Onu Konya Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek geldi.

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ise 7. sırada yer aldı.

İŞTE YEREL YÖNETİM ANKETİNİN DETAYLARI

1.KADİR TOPBAŞ İSTANBUL
2.TAHİR AKYÜREK KONYA
3.YILMAZ BÜYÜKERŞEN ESKİŞEHİR
4.İBRAHİM KARAOSMANOĞLU KOCAELİ
5.MELİK GÖKÇEK ANKARA
6.MEHMET ÖZHASEKİ KAYSERİ
7.OSMAN BAYDEMİR DİYARBAKIR
8.ASIM GÜZELBEY GAZİANTEP
9.Y.ZİYA YILMAZ SAMSUN
10.AZİZ KOCAOĞLU İZMİR
11.ZEKİ TAÇOĞLU SAKARYA
12.MACİT ÖZCAN MERSİN
13.AHMET KÜÇÜKLER ERZURUM
14.MUSTAFA AKADIN ANTALYA
15.RECEP ALTEPE BURSA
16.ZİHNİ ALDIRMAZ ADANA

BİZLEREDE BAŞARILARININ DEVAMINI DİLEMEK DÜŞER.HEPİNİZİN YOLU AÇIK OLSUN

aybüke

Bediüzzaman ve ****** - Cuma Ocak 07, 2011 1:40 pm

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, İslamiyeti çok çetin ve namümkün ortamlarda iliklerine kadar yaşamış, kendi için herhangi bir dünyalık hevesinde olmayan, tek derdi: Gençliğin imanının kurtulması olmuş, bunun içinde yaşanılması bile namümkün ortamlarda satır satır, Risale-i Nur’ları yazan ender Alimlerden biridir. O’nun gerçek yaşantısına baktığımızda, tam bir tevazu ve alçakgönüllülük görürüz. Zaten gerçek bir müslümanda olması gereken de bu iken, Üstad gibi bir şahsiyetin, müslümanlıkla alakası olmayan, bir kibir alameti olan, bacak bacak üstüne atması ihtimal değildir. Haşa kibir, Hz. Adem (a.s) a secde etmeyen, şeytana aitdir. Mümkünmü böyle bir kibir alametinin, böyle bir Zat tarafından işlenebilmesi. Senaristlerin bir faraziyesi diyorum sadece. Ama hata etmişler. Üstada yakışmayan bir şey, maalesef askıda kalmış ve o dahi yetmemiş, nifak alameti olmuş, Hürriyet timsali olması gereken bir film…


din şüphesizki siyaset ile karşılaştırılmayacak yada karıştırılmayacak bir mevzudur... siyaset üstüdür... unutulmamalıdırki ne ****** nede said nursi tartışılmayacak şahsiyetler değildir... herkes kendi dünya görüşüne göre eleştire bilir...lakin said nursinen ******e söylemiş olduğu sadece dünyasını değil ahiretinide kurtaracak ve koca bir millete belkide örnek olmasını sağlayacak ahiretini fazlasıyla kurtaracak sir durumdur... namaz kıldığının bilinmesi ******ün şu anki nesillerin dinine bağlı olmasında büyük rol oynayacaktı.. ama bu böyle olmadı... 100 yıl öncesinin şartlarını ve koşullarında yaşananları günümüz aklıyla anlamak ve izah etmeye çalışmak çok saçma bir uğraş olur. o yüzden iki şahsiyetide alkışlamak lazım vatana millete dine yaptıkları hizmetlerden dolayı...

böyle bir konuyuda burada paylaşıma açmak oldukca güzel.allah'dan(cc)duam ve niyazım hz.üstad bediuzzaman said nursi ve risale-i nurları hakkıyla anlamak ve mucibince yaşamaktır.bu yazınızdan dolayı site yönetimini tebrik ederim.

aybüke

BANA YENİDEN SEVMEYİ ÖĞRET ALLAH'IM - Perş. Ocak 06, 2011 11:56 am

pardon süleyman bey tekrar özürdiliyorum.dua'yı okuyup yorumladığınız için teşekkürler.dua ALINTIDIR.Saygılar...........

aybüke

BANA YENİDEN SEVMEYİ ÖĞRET ALLAH'IM - Cuma Ara. 31, 2010 11:44 am

Bana yeniden Sevmeyi öğret Allahım
Ey Guzel Allah'ım
beni bu fani dünyada en iyi bilensin..
Beni en çok seven
bana en çok değer verende sensin..
Sevmeseydin beni imtihan etmezdin
Sevmeseydin varlığını bilmezdim..

Ey Güzel Allah'ım
bana yeniden sevmeyi öğret
Sadece seni Seveyim
Herhangi fani bir kulu degil...
Yüreğim kanmasın yalanlara..
Aldanmasın yüreğim yalan yeminlere
Sevmeyim Senden başkasini

Ey Güzel Allah; im
Bana yeniden sevmeyi öğret
Sadece Seni Seviyim..
Senin sevginle dolup tassin yüreğim
Kullarınıda sırf Sen onlarıyarattin diye seveyim
Kendi nefsim kendi, çıkarlarım icin değil
Nolur Allahim bana yeniden Sevmeyi öğret


Canımın nasıl yandığını en iyi bilen Sensin..
Acıyla alevlenen yureğimin ateşini söndür
Nolur Ya Rabbim Canım çok yanıyor
Canım çok Acıyor
Bana yeniden Sevmeyi ögret
Yanlız Sen gir yüreğime ve senin Habibin girsin
Baskalarını sokma
onlar bana acı veriyor
onlar canımı yakıyor


Sen kullarını yüz üstü bırakmazsın
Gözüyaşlı kullarına kıymazsın
Sevgini esirgemezsin


Nolur Allah; im Sana ihtiyacim var
Bana yeniden Sevmeyi öğret
ama yanlızca Seni Sevmeyi...

Şimdi sus gönlüm sus ve teslim ol.Fani umutlarla tükenmekten vazgeç.Dünya buna değmeyecek kadar kısa.Sabır zamanı kısa.Bir şimşek pırıltısı kadar kısa.Unutma ey gönül burası dünya, sefası da fani cefazı da...Ne olur gözlerin yaşarsada dilin ancak rabbimin razı olduğu sözü söylesin.SABRET GÖNLÜM! PES ETME!!!

aybüke

Yaşanmış bir hikaye(lütfen okuyunuz) - Salı Ara. 28, 2010 7:30 pm

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
- Teğmenim. Fırlayıp
arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
- Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla
ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..
Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa
döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
- Sana değmez hayatini tehlikeye atmana değmez demiştim. Bu zaten ölmüş..
- Değdi teğmenim. dedi asker..
- Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
- Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına
ulaştığımda henüz sağdı..
Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim icin..
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
Mustafa Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum..







aybüke

KARACAOĞLAN ŞİİRİNDEN (ENZİLİN KELİMESİ) - Salı Ara. 28, 2010 7:24 pm

SN.sadık bey karacaoğlanın şiirindeki ENZİLİN sözünü bende merak ettim .inanın çok araştırdım.osmanlıca,arapça türkçe ,farsca vs.bir sürü dilde araştırdım.hatta bu söz için kütüphaneden yardım istedim.ama malesef sonuç sıfır.ENZİL demek biryerden inmek veya birşeyi indirmek anlamında..ama ENZİLİN işte bunu bulamadım.ama sadece enzil kelimesini bu şiirde kullanmaya çalıştım bu seferde söylenmek isteneni anlayamadım.sadık bey acaba kelimedemi hata var bizdemi hata var. .bu kadar araştırmamıza rağmen bu kelimeyi çözememiş olmamız beni son derece üzdü .Ama araştırmaya devam edicem.eğer siz çözerseniz bu kelimenin anlamını lütfen bizimle paylaşınız.aslında şiirde anlatılmak istenen açık ama,kendini yükseklerde gören birinin bir anda tepe taklak olup yüksekten biranda aşağıya inebileceğini ifade etmiyormu hocam?

aybüke

Ağladığımı kimseye söyleme anne(güzel bir şiir ) - C.tesi Ara. 25, 2010 8:52 am

evet ıtrı bey ağladığımı kimseye söyleme anne, şiirine yaptığınız tatlı eleştiri için teşekkürler.fakat takdir edersinizki kimin ne acı yaşadığını kimse bilemez bilsede anlayamaz.sayın site yöneticisinin yapmış olduğu yorumdaki gibi ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar. öyle doğruki bu söz.....bu şiiride dikkatlice birdaha okumanızı tavsiye ederim.okudukça orada ne anlatılmak istendiğini anlayacağınıza eminim....

Acılarınızı kuma ve iyiliklerinizi taşa yazmayı öğrenin - C.tesi Ara. 25, 2010 8:44 am

aslında doğru söylüyorsunuz ıtrı bey ,biraz gerçekçi olmak lazım değilmi? size katılıyorum unutmamak adına kötülükleri taşa yazmalıyız.bu ahir ömrümde birşey daha öğrenmiş oldum teşekkürler.

aybüke

Hercai ve kardelen çiçeği - C.tesi Ara. 25, 2010 8:33 am

Çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. Her bahar diğer çiçekler gibi onlarda açıp güneşe merhaba derler. Fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; "Biz diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun" der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler.
Biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken
Diğeri o yaz açar.
O gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe "Kardelen"
Sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de "Hercai" denilir.

İşte bu yüzden hayırsız sevgiliye "Hercai" diye hitap edilir...


Bu olay herkesin kalbinde yer eder.Herkes çocuklarına ve torunlarına
bu olayı anlatır,nasihatte bulunurlar.
"Eğer günün birinde aşık olursan,birini çok seversen KARDELEN gibi cesaretli ol.
Eğer KARDELEN kadar cesaretin yoksa Sakın Aşık olma!!

aybüke

FEDAKARLIK SEVGİNİN BEDELİDİR... - C.tesi Ara. 18, 2010 3:30 pm

Yürekten bağlı olan insanın hesapsızca özünden kopardığı emektir fedakarlık.Fedakarlık sadece gerçek sevginin mahsülüdür.Sadece verirsin sevgin seni nekadar beslerse,okadar verirsin.İşte bu yüzden karşı tarafın bir etkisi yoktur.Kendi sevginle beslenir ;kendi azminle verirsin..Elinden geleni vermezsin hiçbir zaman,herzaman fazlasını....
Deli sevgin yüreğinde yedi veren gibi açtıkca kendinden birçok şeyler vermeye başlarsın.Kendini öyle bir adarsınki tüm benliğinle sevdalına,sonra unutur ,kaybedersin özünü.
Verdiklerinin hesabı tutulmaz,çünkü kendini hesaba almazsın.
Bir insan tanıyorum içindeki sevdaya yaşamadığı vermediği hiçbirşey kalmadı.Çünkü o ,katlandığı fedakarlıklar ve çektiği acılar ölçüsünde sevdi hep...
Sevgi fedakarsız,fedakarsızda sevgi olmaz!Birbirini öyle derin ve itinalı tamamlıyorlar ki...
Herşeyi herkesi gözümüzü kırpmadan feda edebiliyoruz sevgimize.O da yetmiyor en sonunda kendimizi....
Fedakarlık karşılıksız olduğundan,kendimizide feda edince uğruna ,sevdalımızın besleyemediği sevgi kökleri kuruyor.
Yani sevdamızı kurtarmak için ,bilmeden önce kendimizi ve sonra sevdamızı bitiriyoruz.

FEDAKARLIK, EMEKTİR;DEĞERDİR ,SEVGİDİR ;AŞKTIR...FEDAKARLIK HERŞEYDİR!

aybüke

YEŞİL ELBİSE(ibretlik bir hikaye) - Cuma Ara. 17, 2010 11:29 am



Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmedi
ğimi biliyorsun, dedi
-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endi
şe ediyorum.
Gayri ihtiyari gülmeye ba
şladım.
-Herhalde
şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün oldu
ğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir ba
şka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebilece
ğimi zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkı
şıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine ye
şiller vardı.
Yavaşça yanına yakla
ştım ve kısık bir sesle:
-Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, ye
şil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.

(Cüneyt SUAVİ'nin Hayatın İçinden Adlı Kitabından)

aybüke

Ağladığımı kimseye söyleme anne(güzel bir şiir ) - Paz Ara. 12, 2010 8:24 pm

aybüke

Sığınacağımız iki şey sabır ve dua - Cuma Ara. 10, 2010 3:17 pm

Her hayrın başıdır Ya Bismillah...
Kalbime Bismillah!...
Ruhuma Bismillah!...
Aldığım , verdiğim her nefese Bismillah!...
Daralmış gönlüme Euzu-besmele ki şeytandan ırak olayım!...
Ruhumu kasıp kavuran sıkıntıya bir besmele tadında yaklaşıyorum…Ilık ılık…Huzur dolu bir tatlılıkla benliğime şifa olsun diye…

Bir karanlığın ortasında kaybolmuşum …Etrafta acımın temsili haykırışlarım yankılanıyor…Aman Allah'ım..sağır olmak istiyorum bu feryad-u figana..Biri durdursun en sesli çığlıklarımın yankısını…Çıldırıyorum..İmdadıma yetişsin bir el…Soluğum kesiliyor…Da-ya-na-mı-yo-rum!...Ve karanlığıma ışık yakan bir ayet yankılanıyor acı dolu çığlığımı susturarak;

''Yalnız Rabbine yönel.'' ( inşirah / 8 )

Sana yöneldim Ya Rab…Sana Dayandım…Sensin tek tesellim..Umudum…Karanlıklarımı aydınlatan ışığım…Buz tutmuş yanlarımı eriten güneşim…Kapına geldim zift karası kalbimide yanıma alıp…Ferahlat kalbimi…Huzurunla donat yüreğimin her zerresini…Tut ellerimden…Tut ki yapamam Sensiz!...

Neden? Niçin? Niye? Hep bana !...Demeyeceğim…Hakkım yok…Ben bana sokakta yol verene bile bin bir kibarlıkla TEŞEKKÜR ederken ,sahip olduğum bu sonsuz nimetlerin Sahibine bir kere bile teşekkür edemedim…Elim ayağım tutarken...Gözüm görüp, kulağım duyarken…Sağlığım Teşekkürü edemediğim Rabbime karşı anlatılmaz mahcubiyette kaybolurken..Küçücük dertlerle dertlenip birde utanmadan her ufak engel de '' Neden hep benim başıma geliyor?Niye bir işim de düzgün gitmiyor ?Niçin sıkıntılarım bitmiyor?...BIKTIM! YORULDUM! DAYANAMIYORUM! '' diye diye şikayetlerimi nasıl da dile düşürdüm...;

''Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin;Sakın bana nankörlük etmeyin!''(Bakara-152.)
Sana nankörlük ettim Allah'ım...Varlığıma kattığın hayat...Ve hayatıma kattığın tüm varlıkları hiçe sayıp teşekkür etmeyi...Şükrü dilime dolamayı unuttum...

Ve şimdi Senin affına sığınıp şükre duruyorum ;
Verdiğin vermediğin...Sahip olduğum olmadığım...Sen'ce bilinen her şey için… Sen'ce bilinen her şeyin sayısınca sonsuz şükür...
ELHAMDÜLİLLAH!...

Eziliyorum yüklerin altında...Kalkışa geçemiyorum bunca acının sancının ağırlığından...Nasıl bir yüktür taşıdığım?...Ayaza tutulmuş yüreğim donmuşken ısınmıyor hiçbir uzvum...Gözlerimin göğünden yağmurlar boşalıyor...Fırtınalar kasırgalar bitmek bilmiyor...Dinmiyor acım...Yaram kapanmıyor...Sabrım taşıyor...Nedir bu bitmek bilmeyen hayatımın her zerresine buz kestiren kışımın uzunluğu?...Hani tüm fırtınalar elbet dinerdi...Dinmiyor...Yalan mı söylediniz bana?...Bu kışın ertesi bahardı hani...Bahardan eser yok...Kandırmayın beni...Çocuksu bakışlarıma aldanmayın...Umutlarımın üzerine çığlar düşürmeyin...Ben bu derdin altında can çekişiyorum...İmdadıma kulaklarınızı tıkamayın...Diye bin bir ağıt düzerken gönlümün daralan penceresini açıyorum...Ve bir ayetin sıcaklığı sarıyor varlığımı ;

''Allah, sabredenlerle beraberdir."(Bakara, 15)


Sabredeceğim elbet...Bilirim ki Rabbim kullarına altından kalkamayacağı yük vermez...Bu bir sınav...Ve ben bu sınavı alnımın akıyla en yüksek notla geçeceğim inşaALLAH...Dua dua kalkacağım o yükün altından...Sabır sabır güç toplayacağım...Ve bir besmele kuvvetiyle atacağım yükümü sırtımdan...Ezilmek yok...Güçsüz kalmak...Korkuya kapılıp kaçmak...Ağlayıp sızlanarak umudu tüketmek yok...Bana...Rabbine aşık bana asla yakışmaz ümitsizlik...Bu gece uzun sürebilir...Ama elbette sabaha erecek...Ve bu kış benim sabrımın duayla birleşimine şahit olup çiçek çiçek umut umut baharı sunacak gönlüme...

İnşirah inşirah...Ayet ayet huzuru buluyorum;Sana dayandıkca Rabbim…
Hani Sen demişsin ya Allah'ım ; '' Kulum Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım '' Sana koşarak geliyorum...Ve hissediyorum,Seni yanımda...Gözlerimin umutlu ışıltısı bu yüzden...Kalbimin duracakmış gibi atması bu yüzden...Dua dua koşuyorum Sana Yarabbi!...

Peygamberimiz diyor ya :'' Dua, mü'minin silahıdır '' İşte ben en kuvvetli silahımı almışım..

Hiçbir dert beni yıkıma uğratamaz...Dimdik ayaktayım bir dua asilliğiyle...Duayı en büyük sıkıntı imha edicim kılıp!...

Senden gelen herşeye amenna Ya Rabbi!...
Ve her sıkıntıda;
İnadına;
Dua dua dua...
İnadına;
Sabır sabır sabır!...
Ve tabiki her hale sonsuz Şükür!...

Siz siz olun sabrı ve duayı hayatınızdan eksik etmeyin.İnanın Sabır ve dua herşeyin ilacıdır






Acılarınızı kuma ve iyiliklerinizi taşa yazmayı öğrenin - Çarş. Ara. 08, 2010 1:57 pm

Bir hikâye, iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır. Yolculuğun bir noktasında bir münakasa olur ve biri diğerine tokat atar.

Tokadı yiyenin cani acır ama bir şey söylemeden kuma söyle yazar:

"BUGÜN EN İYİ ARKADASIM BENİ TOKATLADI".

Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar
verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmaya başlar ama arkadaşı
kurtarır. Yari boğulmadan kurtulduktan sonra bir taşa söyle yazar:

"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI".

Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar : "Canını acıttığımda kuma yazdın
neden şimdi taşa?"

Diğeri cevaplar : "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki
Bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiç bir rüzgar silemesin.

"ACILARINIZI KUMA VE İYİLİKLERİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN".

bunu her okudugumda iç çekiyorum...olmasi gerekenler ve olanlar ne yazik ki cok farkli, bende beceremiyorum.

aybüke

Hayat nekadar adil? - Salı Kas. 30, 2010 2:09 pm

Yapılan kanunsuzluklara seyirci kalınıyorsa Doğudan hala şehit haberi geliyorsa hain tuzaklar kuruluyorsa hâla teröre destek verenler içimizde ise kapkaç kurbanları hastanelerdeyse şehirlerin meydanlarında bombalar patlıyorsa insanlar hasta olup parasızlıktan ölüyorsakimilerinin aylık maaşı kadar harcama yapıyorsa bir gecede bazı şahıslarkimileri yıllarca iş bulamazken diğer şahıslar ben bu işi beğenmedim deyip ardı sıra bakmadan gidiryorsahâlen evlatlarımız okula yalın ayak gidiyorsa kar tipi boran demedenhâlen üzerindeki elbisenin modası geçti diye babasına yalvaran varkençocuklar bakımsızlıktan ölüme terk edilebiliyorsakardeş kardeşi vurabiliyorsaYALANINRİYANIN SAHTERKARLIĞIN KOL GEZDİĞİ HAYAT NE KADAR ADİL OLABİLİR.


aybüke

canım cok acıyor yeter ! (okumaya değer bir şiir) - Perş. Kas. 25, 2010 8:57 pm

Şiirimi beğendiğinize sevindim SÜLEYMAN bey.Ayrıca bir büyüğüm olarak yazılarımı takip etmenizden ve konulara katılımlarınızdan son derece onur duyuyorum saygılarımı ve teşekkürümü bilmenizi isterim..Şiire gelince haklısınız yazarı veya kime ait olduğunu yazmam gerekirdi dalgınlığıma gelmiş özürdilerim.Şiir ALINTIDIR.

aybüke

Yoktan var olmayacağına göre Tanrı'yı kim yarattı? - Perş. Kas. 25, 2010 8:46 pm

SÜLEYMAN BEY ve SİTE YÖNETİCİ arkadaşlarım sizlerinde söylediği gibi konu gerçekten çok çok çok zor,
ciddi ve bir okadarda önemlidir .SÜLEYMAN bey'inde ifade ettiği gibi (konu öyle her babayiğidin ha deyince cevaplayabileceği,uzun uzun cümleler kurabileceği bir konu değil )ama şuda gerçekki palaşılması ve tartışılması gereken bir konu.Sizlerede katılımlarınızdan dolayı teşekkürler..........

Allah bizim tam olarak idrak edemediğimiz bir biçimde varlığı kendindendir. bunun sebebi ise insan aklının sınırlı olması ve herşeyi tam manasıyla kavrayamamasındandır. insana verilen tüm özellikler sınırlıdır.


idrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.




yoktan var olmak bizim boyutumuzda bir algı biçimidir ?
ALLAH ın istediği ise, mevcut beyin yapımızla bu sorunun cevabını bulmaya çalışmak değil, verdiği görevleri yerine getirmek dir.
bir başka boyuta geçtiğimizde diğer soruların cevabını göreceğiz ,
ayrıca bir şeye inanmak için illaki gözle görmek gerekmez emare ve işaretleri vardır ! misal elektriktriği göremeyiz ama ölçüp hisseder faydalanırız, frekansları göremez ama değerlendirirz kablosuz haberleşme gsm telsiz. vs .
ALLAHIN istediği ya iman et görevlerini yap yada inkar et sonuçlarına katlan ?
başka bir şey yoktur bu sonsuz sırrın çözümü ve anlaşılması zor dur bunu düşünüp kafa yoranların büyük çoğu aklimelekelerini kaybetmiştir.!

bir yazarın bir yazısını paylaşayım: anne rahminde yaşayan ikiz kardeşler sobhet ederler
gün olur yerlerinde çok memnundurlar, ama büyürler yerleri dar gelemeye başlar, dışlardan onları bekleyenleri duyarlar ama dışarıyı hiç bilmezler, ancak anne ile olan kordondan beslenip koruma altında huzur içinde yaşarken, ayrılık günü geldiğinde istemeye istemeye bu ayrılığı yok oluş sanıp yolculuğa başlarlar ki sonunda yok olacaklarını düşünmektedirler çünkü kordo kopacak ve havasız besinsiz kalacaklarını düşünüp herşey bitti diye sonkez sarılırlar bir birlerine.
dışarı çıktıklarında ise daha önce hiç görmedikleri, renkleri ,kokuları ,cisimleri fark ederler. türm dünyaları aylarca annen rahmi olan kardeşler, dışarda gördükleri muhteşem manzara karşısında ağlamaya başlarlar !
ve bu hayatın ne kadar da başka bir boyut ve imkanlarla dolu olduğunu görüp şaşırırlar !

belki bizde öldükden sonra bambaşka bir boyuta yelken açacağzı
işte ozaman bu tartışmaların sebebi olan bir çok konuyu kavraya bileceğiz :-)

aybüke

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM - Çarş. Kas. 24, 2010 8:38 am

http://www.meb.gov.tr/belirligunler/24kasim2009/
Bir milletin milli,ahlaki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerin üstün çalışmalarına bağlıdır.Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı öğretmelerdir.Bizleri hambir madde olarak ele alan öğretmenler.üzerimizde titiz ,dikkatli ve sabırlı çalımalar yaparak bizleri şekillendirir.Duygularımıza .ruhumuza ,fikirlerimize ve hayata bakışımıza en güzel desenleri verirler.Bize doğruyu,güzeli, iyiliği,mertliğİ milli duyguları ve ****** ilkelerine bağlılığı öğreten öğretmenlerimizdir.Biz onların eseriyiz.ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN....

aybüke

Yoktan var olmayacağına göre Tanrı'yı kim yarattı? - Çarş. Kas. 24, 2010 8:00 am

Eğer Tanrı insana sorgulama, sorma, araştırma için akıl ve zeka verdi ise araştırmasını istediği içindir.
Sormamızı istemese idi sormamızı istemeyecek şekilde bizi yaratırdı, o yüzden bu tür sorular anlamak, öğrenmek adına sorulmalıdır, sorulacaktır da.
Bilgisizlik cahilliği getirir.
Cehalet bilgi ile ortadan kalkar.........Şu da varki; Yoktan var olmayacağına göre diye başlayan tez insanlar içindir. Allah için değil. Allah yoktan var eder. O mutlak ilim sahibidir.

"O Allah ki, herşeyi O yaratır. Bâri'dir; yarattıklarını, herbirine ve her haline lâyık şekilde yaratır. Musavvirdir; yarattıklarına dilediği gibi şekiller verir. En güzel isimler Onundur. Göklerde ve yerde ne varsa Onu tesbih eder. Onun kudreti herşeye galip, hikmeti herşeyi kuşatmıştır."

necip fazıl der ki, imanın tam olduğu yerde ispata lüzum yoktur. işte kişi imanını sağlamlaştırdığı takdirde, bilgileriyle, amelleriyle ve O na yaklaşmasıyla, Aklına gelen bu türden vesvese tabir edilen şeylerden kurtulur.

aybüke

Yoktan var olmayacağına göre Tanrı'yı kim yarattı? - Salı Kas. 23, 2010 7:22 pm

1- Allah her şeyi yaratan ve her şeyin rabbi olarak tanıtıyor kendisini. ihlas suresine bakarsanız Allah ın özellikleri konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. öncelikle şunu söyleyelim ki, yaratılan bir şey yaratan olamaz. yani Allah başka bir şey yaratmış olsaydı Allah tanrı veya yaratılan olamazdı.
2- yoktan var etmek kavramı ise Allah için geçerli bir durumdur. yani biz yaratılmışlar yoktan var edemeyiz. bu bizdeki acizlikten ve güçsüzlükten dolayıdır.
3- Allah ı kim yarattı sorusunun artık "KASITLI" olarak sorulduğunu düşünüyorum. bu soruya 30 yıl önce cevap verilmiş. eğer hala bu soru soruluyorsa ya tembeldir o insan, ya anlayışı kıttır ya da art niyetlidir. Allah ın sıfatlar içerisinde "kıyam bi nefsihi" vardır ki varlığı kendinden olan demektir. yani Allah bizim anlamadığımız idrak edemediğimiz bir biçimde varlığı kenndisindendir. nasıl mı?

örnek vererek açıklayayım, teşbihte hata olmaz. 100 vagonlu bir tren düşünün, 100. vagonu çeken 99. vagondur, onu da 98 vagon, onu da 97. vagon vs. birinci vagona kadar böyle devam eder gider. birinci vagonu kim çeker, lokomotif. burda lokomatifi kim çeker diye sormak ne kadar safça bir soru olur değil mi? çünkü lokomotif diğer vagonlardan farklıdır ve kendinden bir güçle gider ve götütür. Allah da bizden çok çok çok farklı ve üstün olduğundan onun varlığı kendindendir.

burada bize ait bir takım durum şartları Allah a uygulamaya çalışyıoruz. halbuki bir oyunun dışında olan o oyunun kurallarına göre değerlendirilemez. Allah bu dünya ve öbür dünyayı insanlar için yaratmıştır. buranın kuralları da insanlar içindir. Allah zaman ve mekandan münezzehtir ve onlarla kayıt altına alınamaz. ve güzel bir söz vardır; "aklına ne geliyorsa Allah ondan farklı bir şeydir." Allah bize kendinde var olan bazı özelliklerden sınırlı miktarda vermiştir. konuşmak, duymak, görmek, bilmek vb. burdan yola çıkarak Allah ın bizim diğer eksikliklerimze sahip olduğunu düşünmek yanlış olur.

bir sobaya sorsanız ustan nasıl bir şey diye? vereceği cevap şu olurdu herhalde, ustamın dört ayağı var, bir borusu var ordan duman çıkarıyor ve karnını odun kömürle doyuruyor. işte bizim de Allah hakkındaki bazı düşüncelerimiz bu kadar basit ve isabetsiz .

OGUZ BOYLU, BOZKURT SOYLU, EY TURK OGLU! SOYUN SURSUN, KADERIN GULSUN, BASIN DIK, ALNIN ACIK, KILICIN KESKIN, OCAGINIZ MUTLU BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. - Ptsi Kas. 15, 2010 10:43 pm

Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı
Cenab-ı Hakk’ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim (a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah’a kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama o, adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti. Hz. İbrahim bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu gibi onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. İbrahim a.s. da rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim’in bu vahyi yerine getirmesi gerekiyordu.
Elbette bu çok zordu ama Allah’tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden Allah’a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi’s-selâm’a açmaya karar verdi.
Şimdi konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’in açıklamalarını dinleyelim: Allah Teala buyuruyor:
“İbrahim ‘Ey Rabbim, bana iyilerden bir oğul ihsan et’ dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne dersin ?’ dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.’ dedi. Her ikisi de Allah’a teslim oldular Allah’ın emrine boyun eğdiler. İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.’ Dedik ve ona İsmail’e karşılık büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim’e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır.”
Görülüyor ki, Kur’an da Hz. İbrahim’in gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken: “Ey İbrahim, gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin.” buyurmuştur.
İbrahim a.s, Allah’ın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı üzerine yatırınca Cenab-ı Hak, İsmail’in yerine bir koyun kurban etmesini emretmiştir. Bu, Allah’ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah, insanları Hz. İbrahim’in aracılığı ile insanı kurban etmekten korumuş olmasaydı muhtemelen insanlar, insan kurban etme, gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilirdi ve insanları bu korkunç gelenekten kimse de kurtaramazdı.
OGUZ BOYLU, BOZKURT SOYLU, EY TURK OGLU! SOYUN SURSUN, KADERIN GULSUN, BASIN DIK, ALNIN ACIK, KILICIN KESKIN, OCAGINIZ MUTLU BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. ..

aybüke

2003 yılı hacı duası merasimi.( video) - Ptsi Kas. 08, 2010 9:10 pm

Hacı adayları kapımızı çalıp, vedalaşıyorlar. Güzel bir heyecan.
Yüce
Allah'ın daveti üzerine misafir olacaklar O'na. Yüce Allah ile
yüzleşecekler. Peki, yüzleşmeye hazır mıyız? Doğrusu buna dayanacak güçlü
bir yürek gerek. Bilinç, cesaret, eminlik ile oraya doğru gitmek gerek. Öyle

büyük bir yük omuzlarında ki, çoğu insan bunun farkında değil. Hayatın
hesabını vermek öyle kolay değil.
Hacı adayları helalleşirler bizimle, bizden bir istekleri olup
olmadığını
sorarlar. Büyük bir kesim, güzel temennilerle şunu söylerler: "Resulullah'a
selamımızı götür!" Ne kadar güzel bir istek! Peygambere olan sadakat ve
sevgi ile vefa gösterilmesi ne güzel! Böyle olan tüm selamlar yerine ulaşır.

Selamlar gider, ya yaptıklarımız? Hayatlarımızda O'na olan itaatsizliğimiz,
O'na bildiriliyorsa? İşte bu çok kötü! Vefanın arkasından gelen çirkin,
kötü, haram hayatlar.
İnsan günahlarını itiraf etmeye bile utanırken, kendimize
açıklayamadığımız
hayatımızı, nasıl olur da başkalarına sunabiliriz? Hele de Resulullah'a?
Hacı adaylarında bizim için de oralarda dua etmesini isteriz. Evet,
bizim
yerimize dua etmelerini de isteriz, ama bu isteklerimizde de çok kararlı
değiliz. İstesek bu harap hayatlarımızı değiştiremez miyiz?
Elbette tüm yanlışlıkları geride bırakıp, yeniden başlayabiliriz. Hacı
adayları giderlerken, bizler de onları heyecanla beklerken değişebiliriz.
Çünkü onlar ayakta iken, bizler de otururken Allah'ımızı anabiliriz.
Allah'ımızın rızasını ve sevgisini kazanabiliriz.
Zaten hacca gitmek bu sevgi ve rızayı kazanmanın bir mücadelesi değil midir?

O halde hacı adaylarına da, hacı adaylarını yolculayanlara da selam olsun!


DİLERİM YÜCE RABBİM'DEN TÜM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİME VE ŞAHSIMA O YÜCE TOPRAKLARI GÖRMEYİ VE HACI OLMAYI NASİP EYLER.Video görüntülerinide bizimle paylaşan arkadaşlara teşekkürler ALLAH hepinizden RAZI OLSUN.Görüntüleri izlerken dugulandım, müslümanlığımdan onur ve gurur duydum.İnşallah en kısa zamanda bizlerede nasip olur...............

Dürüst olmanın uzun vadede neler kazandırabileceği ile ilgili kısa bir hikaye var: - Ptsi Kas. 08, 2010 10:55 am

Bir zamanlar giderek yaşlanan ve arkasında bir veliaht bırakması gerektiğini anlayan Çinli bir hükümdar varmış. Vezirlerinden veya çocuklarından birisini veliaht seçmek yerine, farklı birşey yapmaya karar vermiş.
Ülkesindeki bütün gençleri huzuruna çağırmış ve onlara şöyle seslenmiş: “Artık tahttan çekilmemin ve yerime yeni bir hükümdar seçmemin vakti geldi. Hükümdar olarak içinizden birisini seçeceğim.” Gençler bu sözleri şaşkınlıkla dinlemişler. Hükümdar devam etmiş: “Bugün herbirinize bir tohum vereceğim. Tek bir tohum. Ama bu çok özel bir tohum. Hepinizin evlerinize dönüp o tohumu ekmenizi, sulamanızı ve bir yıl sonra tohumdan çıkan bitkiyle geri gelmenizi istiyorum. O zaman bana getireceğiniz bitkiler hakkında hüküm verip benden sonra tahta geçecek hükümdarı seçeceğim.”
Saraya çağrılanların arasında Ling isminde bir genç vamış ve herkes gibi ona da bir tohum verilmiş. Ling, eve dönüp başından geçenleri heyecanla annesine anlatmış. Annesi ona bir saksı ve biraz da toprak vermiş. Ling, tohumu itinayla ekmiş ve güneş ışığı görebileceği bir pencere kenarına koymuş. Her gün saksıya su vererek, bitkinin tohumun açıp açmadığını kontrol etmiş.
Üç hafta kadar sonra, Ling’in mahallesindeki gençlerden bazıları tohumlarının nasıl açtığını, bitkilerin nasıl büyümeye başladığını anlatmaya başlamışlar. Ling bu sözleri duyduktan sonra her defasında eve gidip kendi tohumunu kontrol etmeye başlamış. Gelgelelim, saksının içinde büyüyen hiçbir şey görünmüyormuş. Haftalar birbirini kovalamış, ama değişen hiçbir şey olmamış.
Bu arada, Ling’in arkadaşları ballandıra ballandıra saksılarındaki çiçeklerden bahsediyorlarmış. Ling’ in ağzını ise bıçak açmıyormuş. Zira hakkında konuşacağı bir çiçeği yokmuş. Elinde toprak dolu bir saksı varmış o kadar. Ve artık başarısız olduğuna inanmaya başlamış…
Aradan altı ay geçmiş. Ling’in saksısında çiçekten eser yokmuş hâlâ. Tohumunun çürüdüğüne kanaat getirmiş. Ling’ den başka herkesin kocaman çiçekleri, ya da ağaç fidanları olmuş, ama onun koca bir saksısı, o kadar!
Bir yıl tamamlandığında, ülkenin gençleri yetiştirdikleri bitkileri, karar vermesi için hükümdarın huzuruna getirmişler. Ling, annesine boş bir saksıyı hükümdara götüremeyeceğini söylese de, annesi saksıyı götürmesini ve dürüst davranmasını öğütlemiş. Ling’in sıkıntıdan karnı bile ağrımış, ama annesinin haklı olduğunu bildiğinden sözünü tutmuş. Böylece, o da boş saksıyı saraya götürmüş.
Saraya ulaştığında diğer gençlerin getirdiği çeşit çeşit bitkiler karşısında hayrete düşmüş. Hepsi de güzel renklerde, güzel biçimdelermiş ve nefis kokular yayıyorlarmış. Birbirlerine çiçeklerini nasıl böyle güzel yetiştirdiklerini ciddi ciddi anlatan diğer gençler, Ling’in elindeki boş saksıyı görünce kahkahalarla gülmüşler. Birkaçı da onun durumuna üzülmüş ve omzuna dokunup “Boş ver, elinden geleni yapmışsın!” demişler.
Hükümdar gençlerin yanına gelip bitkileri incelemiş. Bu sırada, Ling arkalara kaçıp gizlenmeye çalışıyormuş. “Ne kadar da büyük ağaçlar ve çiçekler yetiştirmişsiniz öyle!” demiş hükümdar. “Bugün içinizden birisi yeni hükümdar olarak tayin edilecek.”
Birden, imparator elinde boş saksıyı tutan Ling’i görmüş. Hemen, muhafızlarına onu yanına getirmelerini emretmiş. Ling, korkudan titremeye başlamış. “Hükümdar başaramadığımı gördü, herhalde beni öldürtecek!” diye düşünüyormuş.
İmparator, yanına getirilen Ling’ e ismini sormuş. Diğer gençlerin hepsi gülmeye ve kendi aralarında Ling’le alay etmeye başlamışlar. Hükümdar bir el hareketiyle hepsini susturmuş. Ling’i yanına almış ve sonra da kalabalığa ilan etmiş: “Yeni imparatorunuzu selamlayın! Adı Ling!” Ling kulaklarına inanamıyormuş. Tohumundan tek bir filiz bile çıkmamışken nasıl olurda imparator seçildiğini merak etmiş.
Hükümdar konuşmasına devam etmiş: “Bir yıl önce herbirinize bir tohum verdim, onu ekip sulamanızı istedim ve bir yıl sonra da bana getirmenizi istedim. Ama sizlere verdiğim tohumların hepsi kaynatılmıştı ve dolayısıyla da filiz açmaları mümkün değildi. Ling hariç hepiniz bana çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdiniz. Tohumunuzun büyümediğini görünce, size verdiğim tohumun yerine başka bir tohum ektiniz. İçinizden sadece Ling, kendisine verdiğim tohumun olduğu saksıyı bana getirme cesaretini ve dürüstlüğünü gösterebildi. Bu yüzden, yeni imparatorunuz o olacak.”
Dünyada ikiyüzlülük, yalan, kötülük, savaş ve sonu gelmez çekişmeler olsa da iyimser olmak için hala çokça nedenimiz var. Bunların başında, hala Linglerin var olması geliyor. Ve Lingler dürüstlükleriye, erdem ve ışık savaşçılarına örnek olmaya devam ediyorlar.

aybüke

İBRET DÜNYASI: Kardelen - C.tesi Ekim 30, 2010 11:46 am

Bu haberi okurken ürperdim .düşünsenize daha 14 yaşında bir kız çocuğu akli iradesi bile nekadar gelişmiş olabilirki.gerçek olan yaşam standartları işte.TÜRKİYE ve AVRUPA nekadar faklıyız değilmi?sanırım avrupada yaşamanın acı bedeli.örf ve adetlerimizde oldukça yoksun .Dinimizde anneye babaya bir of demek bile caiz değilken olanlara bakın.bunlar tabiki malesef yaşanan küçük olaylar kimbilir daha neler oluyor hayatta bizlerin bilmediği duymadığı.14 yaşındaki bir çocuğun yaptığı hatalara bakın birde ailenin tavrına.sonuçta evlat değilmi affediyorlar tabiki.Ama elbetteki zor olmalı kendi evladına sözünün geçmemesi.besle büyüt belli zorluklarla evladını bu yaşa getir ALLAH bu ailenin yarımcısı olsun..işte TÜRK bir anne ve baba olmanın en büyük özelliği affedici ve herzaman koruyucu olması.Gerçekten AVRUPA 'da yaşamak her yönden zor olmalı.her kim olursa olsun dilerimki AVRUPADA'da olsa TÜRK olduğunu benliğini ve özünü asla yitirmemeli buradaki anne baba gibi.Paylaşımınız içinde teşekkürler gerçekten ibret alıcı bir olay ALLAH hiçbir anneye ve babaya bu şekilde olaylarla karşılaştırmasın.şahsım adına ben çok etkilendim.sonuçta hepimizin anne babası var,ve hiçbir anne ,baba herne olursa olsun bu davranışları haketmediklerini düşünüyorum..........Avrupa'da yaşayan tüm MÜSLÜMAN ve TÜRK kardeşlerimizin ALLAH yardımcısı olsun...

aybüke

yıl 2003 görüntüleri 1. bölüm - C.tesi Ekim 30, 2010 8:32 am

Gerçekten takdire değer görüntüler.böyle arşivleri bulup bizimle paylaşan arkadaşlara teşekkürler.

aybüke

CUMHURRİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN - Perş. Ekim 28, 2010 11:08 pm

O yüce bir dağa benzer.Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği farkedemezler.Bu dağın azametini kavrayabilmek için,O na çok uzaktan bakmak gerekir...(Claude FARRER Fransız edibi)
******'ün ölümü yalnız TÜRK ULUSU için değil,O'nun örnEğine çok muhtaç olan bütün doğu ulusları içinde büyük bir kayıptır.(Elayyem gazetesi SURİYE 1938)
Benim üzüntüm bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.(Franklin D.ROOSEVELT ABD BAŞKANI 10 KASIM 1963)
İNGİLTERE önce cesur ve asil bir düşman sonrada sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.(SUNDAY TIMES)
Kişilik ve yeteneğin dev gibi simgesiydi.(NOTIONAL TİDENSE GAZETESİ DANİMARKA 1938)
Yanlız TÜRKİYE'nin değil bütün DOĞU'nın ATA'sı idi.(ALTES VELİ HAN AFGANİSTAN 1938)
TÜRKİYE ,******'Ü ALLAH'A BORÇLUSUN, GERİYE KALAN HERŞEYİDE ******'E
CUMHURRİYETİ SEN KURDUN ONU YÜKSELTECEK VE YAŞATACAK OLAN BİZLERİZ.BU SEVGİ HİÇ BİTMEYECEK ATAM.................29 EKİM CUMHURRİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...........

aybüke

CUMHURRİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN - Perş. Ekim 28, 2010 10:27 pm

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun | video.eksenim.mynet.com

aybüke

canım cok acıyor yeter ! (okumaya değer bir şiir) - Çarş. Ekim 27, 2010 8:54 pm

Acımasız mıyım?
Yoksa acınacak haldemiyim bilmiyorum.
Bilinmezlikler mi çok, yoksa bilinmezlikleri ben mi
yaratıyorum bir türlü karar veremedim

Benim olmanı istemek mi hata yoksa hata seni
sevmek mi zaten en karmasık sorum.
Günlerdir cevaplarını bir türlü bulamadıgım binlerce
soru soruyorum kendime.
Sonra itiraf ediyorum

Evet seni seviyorum ,seni istiyorum ama niye
bu kadar uzaksın bana?

Farklılıklar mı insanı uzaklaştırır birbirinden?
Bu kadar mı acımasız hayat ki sırf farklısın diye
beni asla görmüceksin.
Seni çok sevdiğimi öğrenemeyeceksin.

Belkide unutmak en iyisi diye cevap buluyorum kendime,
ama unutmayı bile beceremiyorum.
Keske düya dursa yada ben dursam ve dünya dönse
gözlerim bir kapalı bir açık derken geçse bugünler
öyle ki seni unutabilsem
Ve ben yine üzgünüm seni unutamıyorum....

KALBİMİ KENDİMCE YAMALIYORUM.
Ama artık dikiş tutmuyor yaralar. Gözlerimi kapatma
bile fayda etmiyor son günlerde
Hak ettigimi mi yaşıyorum yoksa haketmedigim
sey için sınanıyomuyum bilmiyorum.

Ama acısına dayanamıyorum

En umarsamaz halimle bile seni umursarken
ben sadece öylece bakıyorum

ÜZGÜNÜM canımı acıtıyorsun
AMA sen canımı acıttıgını bile bilmiyorsun.......


Sayfa başına dön


Forum Saati Ptsi Mayıs 21, 2012 6:59 am