SANAL ALEM DE. SAV...

kasabamız, sosyal, kültür ve siyaset



Arama sonucunda 159 adet mesaj bulundu

Itri

Gencim, milliyetçiyim, milletten şikayetçiyim !!! - C.tesi Mart 19, 2011 6:42 am

Teşekkürünüze bende teşekkür ederim. Çünki önemli, herkezin üzerinde ciddi ciddi düşünmesi gereken bir konu. Hepimizin evladı var, şu var bu var; dikkatli tetikte ve uyanık olmalıyız.

Bu arada özel mesajlarınıza göz atıp bana bir cevap verebilirmisiniz?

Itri

Gencim, milliyetçiyim, milletten şikayetçiyim !!! - Cuma Mart 18, 2011 8:57 am

Milletten şikayette sonuna kagar haklısın sayın aybike. Araştırmayı kim yaptıysa güzel sonuçlara ulaşmış. Aynı zamanda acı sonuçlara tabi.. Bir şey eklemeye gerek yok çok teşekkür ederim.

Ama bir şeyler yapmalıyız değilmi? ah-vah edip dövünmeli miliyiz? Yapılacak işler çok, silkinmek gerek, okumak çok okumak gerek. Faydalı olmak gerek. Başka şeyler ekleyen arkadaşlar olacaktır. Ama hep başkalarının neler yapması gerektiğini değil,kendimizin neler yapabileceği, sorumluluklarımız düşünülmeli..

Tekrar teşekkür.

Itri

HALK VURDUMU BÖYLE VURUR - Cuma Şub. 25, 2011 2:17 pm

Biraz gündemin gerisinde kaldık ama Tunus'tan sonra Mısır'ı da görmek gerekiyor.
Tunus arap ülkeleri için gerçekten tetikleyici bir rol oldu. "yeter artık" diyenler birer birer ayaklanmaya başladılar. Bunlardan biriside Mısır oldu. Halk 30 kusur yıl süren diktatörlüğe inat "değişimi" istedi.

Zulüm her yerde aynı. Diktatörler hep aynı yöntemleri kullanıyorlar. Belki Tunus için söylediklerimizi burada tekrar edeceğiz ama ne yapalım aynı. Önce internet ve dışa açılabilecek her yolu yapabildiklerince kapatmaya çalışıyorlar, sonra katliama başlıyorlar. Korkak gördükleri halkın korkmadığını, ölümlere rağmen istediğini almadan meydanları bırakmıyacaklarını anlayınca bu sefer tavizler vererek koltuklarını korumaya çalışıyorlar. Mubarekte öyle yaptı: Daha çok özgürlük vadetti. Eylülde seçimlerin yapılacağını ve o zaman aday olmıyacağını deklare etti. Ama halk biliyorduki eğer istediklerini almadan meydanları bırakırsa daha sonra teker teker toplanarak öldürülecekler,sindirilecekler veya o sürede ülkenin bir çok şeyini daha soyup soğana çevirecekleri.

Kabul etmediler, meydanları bırakmadılar. Bütün kışkırtmalara ,ölümlere direndiler. Mubarek uzun bir süre bırakmamakta direndi. Her zaman onu destekleyen batılı güçler birer birer arkasından çekildiler. Bir tek İsrail kaldı: "yapmayın etmeyin Mubarekten daha iyisini bulamayız. Mubarek giderse islamcılar gelir" diye çırpındı ama olmadı. Batılılarda haklı bir piyonun kullanım süresi dolmuştu. Yeni duruma göre yeni piyonlar bulması ve menfaatini zedelememesi gerekiyordu. (İlgi çekici bir nokta; Mubarek'İn kime daha çok faydası olduğu, politikalarını kimin faydasına yaptığı bu destekle daha belirgin oldu. İbret,ibret.)

VE ZAFER..

Sonunda elbette halkın dediği oldu. Mubarek 18 gün süren bir direnişten sonra çekildi. Mısırlı kardeşlerimiz tahrir maydanında bayram yaptılar o gün. Bizlerde onlarla.. Halk büyük hemde çok büyük bir iş başarmış oldu. Eski Mısır tarihini bilmiyorum, gerçek firavunlar devrinde halk "ilah-kral" olarak gördüğü firavunlardan birini hiç devirebildimi? Ama "son firavun" olarak bilinen Mubarek'i devirdiler. Hayırlı olsun.

AMA.

Esas zorluk şimdi başlıyor. Mısırlı kardeşler bir ve beraber olduklarını unutmadan, kardeş kanı dökmeden bu zor dönemi kolaylıkla aşmak ve farkına vardıkları HALK GÜCÜ nü yeri ve zamanında kullanmak, durulacağı yeri bilmek urumundalar. Ben kardeşlerimin bunu başarabileceğine inanıyorum. Güzel bir gelecek sizlerin olur inşaallah.

Darısı Libya'nın ve diğerlerinin başına..

Itri

REZİL KARİKATÜRİST - Çarş. Şub. 16, 2011 11:44 pm

Bir haber ki nasıl dayanılır nasıl duyrulur bilmem. Gelin önce haberi -eğer dayanabilirseniz- bir okuyun.

EDEPTEN YOKSUN ÇİZER

Haftalık mizah dergisi Penguen’in geçen haftaki sayısında yer alan bir karikatür ortalığı karıştırdı. Sosyal paylaşım sitelerinde karikatüre tepkiler çığ gibi büyüyor. Karikatürist Bahadır Baruter'in tepki çeken karikatüründe namaz kılan cemaatten biri cep telefonu aracılığıyla Tanrı’yla konuşurken resmediliyor, caminin duvarında ‘Allah yok, din yalan’ yazısı dikkat çekerken caminin prezervatif şeklindeki avizelerine de tepki gördü.
Penguen’in 10 Şubat tarihli sayısında yer alan karikatürde, namaz kılan cemaatten biri “Tanrım acaba ben son rekatı kılmasam olur mu? İşim var da.. Çok teşekkür ederim tanrım! İyi günler…” diyor.
"ALLAH YOK, DİN YALAN"
Konuşmanın yer aldığı karikatürde, camiye benzetilen mekanın duvarındaki süsleme içine gizlenmiş metin ise şöyle; “Allah yok, din yalan.”
PREZERVATİF ŞEKLİNDE AVİZE
Sosyal medyada karikatür protesto edilirken, “Din düşmanlığını mizah diye yansıtan rezalet” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca çizilen karikatürde caminin avizelerinin de prezervatif şeklinde verilmesi tepki çekti. HABER ÖZETLE BÖYLE.


Buna en basit deyimle "müslüman mahallesinde salyangoz satmak" derler. Bir "özgürlük" lafı ardına sığınarak bu rezaletleri yapabiliyorlar. Bu karayağız delikanlı!!! bir süre sonra savcılığa "can güvenliğim yok, beni koruyun" diye başvurur. Eh elbette bu melanetten sonra bu gökyüzü artık sana elbette dar gelecek. Hani yani neredeyse bir kaşık suda boğacağım adamı. Rezalet karikatürü gördüm. Buraya almaktan utandım. Penguen dergisini protesto etmek için adamların sitesine girdim. Yazabilecek bir kare yer bulamadım. Adamlar kendileri hakaret ediyorlar, kendileri hakarete tahammul edemiyorlar.

Yarın cehenneme girdiğin zaman görürsün Allah varmıymış, din yalanmıymış. Rezil herif . Allah'ından bul. (Tabi önce bir müslümanın elinden bulmazsan)

Itri

Biraz Komik Olmuyormu Paşalar? - Salı Şub. 15, 2011 7:20 am

Alıntı: OSMAN ÖZSOY

Medyada yer alan iddialar doğruysa, Cuma günü akşam saatlerinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklanmasına karar verilen Balyoz sanığı emekli orgeneral Ergin Saygun ve Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy, kararı öğrenir öğrenmez apar topar GATA Kardiyoloji Servisi'ne giderek yatma talebinde bulunmuşlar. Nitekim çok geçmeden de yatış işlemleri tamamlanmış.

Sanırsınız ki, GATA bir hastahane değil de, sanki bir sığınma evi...

Evde eş dost çay kahve içilirken, televizyonlarda altyazı olarak geçen tutuklama kararlarından sonra apar topar hastaneye gitmek ne iştir paşam...

Hukuki bir sorunla karşılaşıldığında bir hukuk bürosuna gitmek varken, hastaneye gitmek biraz garip kaçmıyor mu paşam...

Ani gelişebilecek sağlık sorunlarını elbette istista tutuyoruz.

Ama tutuklama kararlarından sonra apar topar hastaneye yattıktan sonra, tutuksuz yargılama kararı geldiğinde aynı hızla hastaneleri terk edenlere artık kamuoyu şaşırmıyor bile paşam.

GATA'kulli oyunları artık izleyenleri bile güldürmeyecek kadar baydı paşam...

İsnad edilen suçlardan yana alnınızın ak olduğunu düşünüyorsanız, kamuoyu nezdinde yargıdan kaçmak gibi algılanabilecek ve kamu vicdanında mahkum olmakla sonuçlanabilecek tavırlardan sakınma konusunda bir özen göstermek gerekmez mi paşam?

Kaldı ki, hakimler de birer insan... Onlar da bu toplumun içinde yaşıyorlar.

Yargı önünden kaçıyormuş izlenimi verebilecek bu tür durumların onları da etkilememesi, demek iddia edilen şeylerde haklılık payı olmalı ki, mahkeme önüne çıkmaktan imtina ediyorlar şeklinde bir duygu içine girmemeleri düşünülemez.

Kamu vicdanında mahkum olmaya yol açacak görüntü verilirse, yargı beraat ettirse de zihinlerde aklanmak pek güç olur be paşam...

2 sene evvel kaleme aldığımız "Ergenekon kimlerin hayatını kurtardı? başlıklı yazıda şunları yazmışız:

"...Başkent Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın gözaltına alınmasından sonra Başkent Üniversitesi Senatosu'nun yayınladığı kamuoyu duyurusunda kendisi hakkında; "Ülkemizin 14 farklı bölgesinde 16 hastane ve sağlık kuruluşunu hizmete sokan, fiilen yaptığı böbrek ve karaciğer ameliyatları ile her hafta birçok kişiye can veren bir hekim..." gibi ifadeler yer veriliyordu.

Şu işe bakın ki, başkalarına can veren bir hekim hayatını Ergenekon savcılarına borçlu... Eğer savcılar kendisi hakkında tutuklama kararı verip cezaevine göndermeselerdi ve bu sırada rutin işlemler kapsamında sağlık kontrolünden geçirilmemiş olsaydı, senatonun açıklamasında yer alan ifadesi ile başkalarına can veren profesörün kalp sorunu fark edilmeyecekti bile...

Yeditepe Üniversitesi'nin kurucusu Bedrettin Dalan, kurdukları Diş Hekimliği Fakültesi'nden söz ederken, dünyada eşi benzeri olmadığını ifade ettikten sonra, 'daha iyisi varsa anahtarı bırakırım' iddiasında bulunmuştu.

Kadere bakın ki, dünyanın en iyi diş hastanesine sahip olan Dalan, kendi dişlerinin ne kadar sağlıksız olduğunu ancak Ergenekon savcıları kendisi için tutuklama kararı aldıktan sonra fark etti.

Hangi birini sıralayalım. Veli Küçük, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Levent Ersöz.

Bu koca koca paşalar da Ergenekon savcıları sayesinde sağlıklarının ne durumda olduğuna vakıf oldular. Yoksa hafizanallah hücceten gideceklermiş de, haberleri bile olmayacakmış. Her biri daha cezaevine adım atar atmaz, meğer sağlıklarının ne kadar da bozuk olduğunu fark ettiler. Çok geçmeden hastalandılar. Yüce devletimiz herbirini tedavi ettirdi."

2 sene önceki yazımızı aşağıdaki cümlelerle bitirmişiz;

"GATA bu yitirdiği güven kaybını nasıl telafi edecek doğrusu merak ediyorum. Sanırım önde gelen Ergenekon sanıklarının savcılara bir teşekkür borcu var. Baksanıza, sanki savcı değil, sanıklarla telepatik iletişim kuran bir hekim gibi gözaltına alınanlara bir çeşit faydaları oluyor.

Danıştay katili Alparslan Arslan'ın annesi Porsor Arslan, "Birileri GATA'ya gidiyor kurtuluyor, benim oğlum 3 yıldır böyle süründürülüyor" demişti. Bu örnek bile kafa karışıklığını izah etmeye yeter.

Eh, artık yetiversin. Hakikaten komik oluyor."

Itri

Mutlaka okuyun ve anlayın!.. - Paz Ocak 23, 2011 8:25 am

Yazının eleştirilecek tartışılacak bir kaç yönü var. Umarım bu dostane tenkidimden kırılmazsınız.

Herşeyden önce konu başlığı."Mutlaka okuyun" Okuyucuyu mecbur tutma gibi bir şey oluyor. "Okuyun" tavsiyesinde bulunabilirsiniz. Tamam, güzel, kıymetli, değerli bilgiler vermişsiniz ama biraz da okuyucuda seçme hakkı olsun. (tabi yanlış düşünüyor olabilirim, benim görüşüm)

Diğer husus bu yazı kaynaksız aktarilamaz. Hele böyle şeyler mutlaka bir kaynağa hemde güçlü bir kaynağa dayanıyor olması lazım. Bunu neden söylüyorum? Çünki Fransızlar bilim adamlarına, yazarlarına, sanatçılarına vs. vs. Türkiye'dekinden daha çok değer verirler. Bu husuta bir çok örnek verilebilir. İşin ilginç yanı Manço Fransa kültürünü yakından bilen bilen biri olarak bunları iyi bilir. Kendsinin İngilizce ve Fransızca şarkıları vardır. Fransa'ya geldiğimde euro kullanıldığı için Franklarda böylemidir, bilemiyorum. Ama değerlerine sahip çıkma adına Türkiye'yi fersah fersah geride bırakırlar. Dedimya bu yazının güçlü bir kaynağa ihtiyacı var.

İşin acı olan kısmı ise Türkiye bu isimlere gereken ilgiyi Turgut Özal dönemiyle göstermeye başlamıştır. Paralarımıza Turgut Özal Dönemiyle girmeye başlamışlar, ve hatırlıyorum o zamanlarda yine "laiklik" tartışmaları yaşanmıştı. Hele hele 1950 ye kadarki tek parti döneminde bütün ecdat gibi bunlarda unutturulmak istendi. Ve Mimar Sinan'ın bazı esrleri yıkıldı. Osmanlı hanedanına merhum Menderes başbakanlık gizli ödeneneğinden gizlice yardım ediyordu. falan, filan devam edersek konu uzar.

Şimdilik bu kadar.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SÖZLERİ İLE ÖLDÜKTEN SONRA BAŞIMIZA GELECEKLER - Paz Ocak 23, 2011 8:01 am

Hadisi okudum. Paylaşım için teşekkürler.

"Lutfen bu hadisi herkes okusun çünkü Resullah(SAV) demiştir ki: “Bir beyit dahi olsa benden olan bir bilgiyi iletiniz”.Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun" demişsiniz. bu paylaşımla görevinizi yapmış oldunuz.

Yalnız başlıkla konu arasında ince bir ayar var:Başlık; "Öldükten sonra başımıza gelecekler", Konu ise; okuyunca anlıyoruzki başımıza öyle şeylerin gelmesi için donanımlı olmak gerekiyor.Liste yapsak uzun yer tutar ama buna kısaca hayatta iken ibadette bulunmak, diyebiliriz.

Bu ayrıntıyı zannederim hadisi okuyan herkez de anlıyordur.

Itri

ibrahim ışık vefat etti - Paz Ocak 23, 2011 7:50 am

Vefat eden amcaya Allah binler rahmet etsin.
Geride kalanlarada güzel bir sabır ile sabretmeyi nasib eylesin.
Şairin dediği gibi:
" O'ndan gelmişiz,
Dönüş O'na.."

Itri

"BİL OĞLUM" Esat Kabaklı - Çarş. Ocak 19, 2011 12:17 am

Teşekkürünüze, inceliğinize teşekkür ederim ama ben bu parçadan senin çıkardığın anlamları çıkarmıyorum. Vatanı savunma, can verme amenna. Sonuna kadar. Ama bu vatan türklerin değil, hepimizin. Neyse müziğin evrenselliği ve güzelliği üzerine birde tsartışma çıkarmayayım.

gün gidende ay gelende gel oğlum
cihan yanar sen gülende gül oğlum
bir yol vardır hakk yoludur bul oğlum
yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum



zulum dolu saltanattan in oğlum
zalimlere duymalısın kin oğlum
nefis kibir mantık yutan dev oğlum
mağrur olma insanları sev oğlum

Birde şu kıtalardaki emirler es geçiliyorda, genelde slogan ve kolay kısımları uygulanmak isteniyor.

Itri

"Kirve Memi" Esat Kabaklı - Çarş. Ocak 19, 2011 12:00 am




Kirve Memi


Gönlü Bağda Gönlü Gani Birisi
Kirve Memê Ayran Içer Bel Vurur Lele Bel Vurur
Çilelerle Eker Bağı Bostanı
İlkbaharda Dolu Vurur Sel Vurur Lele Sel Vurur

Güveni Yok Kadir Bilmez Kullara
Ümidi Yok Elin Atmaz Dallara >2
Alır Başın Düşer Gider Yollara
Gurbet Elde Dostu Vurur El Vurur El Vurur

Kirve Kirve Memê Kirve
Geçti Geçti Demi Kirve
Bütün Ömrün Gamla Keder
Bırak Artık Gamı Kirve

Askerliği Bergama’da Bitirmiş
Gençliğini Yad Ellerde Yitirmiş Lele Yitirmiş
Selvi Boylu Allı Gelin Getirmiş
Gamı Vurur Perçem Vurur Tel Vurur Lele Tel Vurur

Döndü Geldi Vatanına Yurduna
Dayanılmaz Figanına Derdine >2
Az Rastlanır Insanların Merdine
Mert Olana Namert Vurur Dil Vurur
Nakarat
Memnun Değil Gözlerinin Ferinden
Beni Gördü Bir Ah Çek Ti Derinden Lele Derinden
Selam Verdim Kalkamadı Yerinden
Garibimi Nefes Vurur Yel Vurur Lele Yel Vurur

Ne Var Ne Yok Kirve Dedim Hiç Dedi
Çağa Çoluk Davar Doluk Geç Dedi
Ya Akraban Hısımların Kaç Dedi
Koparmaya Kıymadığı Gül Vurur Gül Vurur
Nakarat

Söz Müzik:Esat Kabaklı

Itri

"BİL OĞLUM" Esat Kabaklı - Ptsi Ocak 17, 2011 11:56 pm




BİL OĞLUM

gün gidende ay gelende gel oğlum
cihan yanar sen gülende gül oğlum
bir yol vardır hakk yoludur bul oğlum
yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

senden gider sonsuzluğa yol oğlum
dört bir yana salmalısın kol oğlum
ekmeğini aç olanla böl oğlum
haram yeme, hakk uğruna öl oğlum.!

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
hain gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

zulum dolu saltanattan in oğlum
zalimlere duymalısın kin oğlum
nefis kibir mantık yutan dev oğlum
mağrur olma insanları sev oğlum

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
hain gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!

Itri

HALK VURDUMU BÖYLE VURUR - Ptsi Ocak 17, 2011 1:16 pm

Haberleri takip ediyorsunuz herhalde. Bu günler dünya demokrasi tarihinin kilometre taşlarından biridir. Haber nedir: TUNUS'TA HALK AYAKLANMASI. AYAKLANMA OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN EDİLMESİNE RAĞMEN BASTIRILAMADI. SONUNDA ZEYNELABİDİN BİN ALİ ÜLKEYİ TERKEDİP SUUDİ ARABİSTAN'A SIĞINDI. Dünya global bir köy haline geldiği için Tunus'taki olaylar ilgiyle izlendi ve heyecan yarattı. Aynen Sudan'daki halkoylamasını, Irak'taki seçimleri, Suud ve İran'daki açılımları ilgiyle takip ettiği gibi bunu da takip etti.

Diktatör ve ebedi şef Bin Ali ülkeyi sertlikle yönetiyor ve halkların temel haklarını görmezden geliyordu. Arapların sanki kötü talihiydi diktatörler tarafından yönetilmek. Halk bir sürüydü nasıl olsa. Bir şey bilmezlerdi. "Hak- hukuk" dedilermi baskılar ve meçhul ölümlerle sindirilirlerdi. Demokrasi beyefendilerin müsaade ettiği kadar halka verilmeliydi. Baskı, zulüm ve ölümler Arap kardeşlerimizin nerdeyse kaderi oldu. Protestolar başlayıp halk ayaklanınca Bin Ali açıklama yapıp halka “demokratik hakları çoğaltacağı açıklamasını yapıyordu. Şimdiye kadar niye vermedin be mübarek? Ama tabi bu halkı memnun etmedi. Bıçak kemiğe dayanmış olacak ki halk “hak istemiyoruz, şimdiye kadar seni sırtımızda taşıdığımız yeter, defol git” deyiverdiler. Ölümlere rağmen protestolar artınca Bin Ali çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. Ve gidip başka bir baskıcı rejim olan Suudi Arabistan’a sığındı. Halkın gücü şu ana kadar iyi gitti. Amaçlarına ulaştılar. Ama bitmedi. Korkumuz buranın bir Irak, Afganistan olmaması. Diktatörün birini kovmak başka bir diktatöre iktidar fırsatı vermek için olmamalı. Bundan sonrasını Tunus’lu kardeşlerimiz çok dikkat ve sağduyuyla devam etmek zorundalar. Ülke Irak gibi bir karmaşaya sürüklenirse Irak’lıların bazılarının Saddam’ı aradıkları gibi onlarda Bin Ali’yi arayabilir ve işler daha kötüye gidebilir.

Tunus’un bu durumunu tüm dünya ilgiyle izledi ve izliyor. Arap alemindeki baskıcı diktaları şimdi halk korkusu sardı. Hatta protestocular onlara da bir mesaj vererek “sıra Hüsnü Mubarek’te” dediler. Öte yandan Bin Ali demokratik rejimlere sığınamadı, hatta kendisini destekleyen Fransa’ya bile sığınamadı, Suud’a sığındı. Bakalım gelişmeler ne olacak?

Bu arada ülkemizde birileri de “ahhh” çekiverdiler. Ne olurdu şu ayaklanma Türkiye’de olup Tayyip’ten kurtulabilselerdi. Asker bile darbe yapmıyordu artık. Peki halka hiç güvenmeyen birileri şimdi nasıl olacakta bu hususta halktan medet umacak? Birde tabi sistemler arasında fark var; Bin Ali orada baskıyla iktidarını korurken Türkiye’de Erdoğan sevgiyle iktidarda kalıyor. Bütün oyunları projeleri planları boş.

Bu olaydan şu dersi çıkarıyoruz:1- Diktatörlük insan fıtratına ters bir yönetim biçimidir. Şimdiye kadar hiçbir diktatör sonuna kadar gidememiş alaşağı edilmişlerdir. Adamlar ülkenin her yerine isimlerini vermişler. Ülkelerinde göstermelik seçimler oluyor. Demokrasinin beşiği denen İngiltere’ de oy oranları %70 civarında ancak olup iktidar olan parti % 40 ile ancak iktidar olabilirken Bunlar %99 katılım, % 93-90 gibi oy oranları alıyorlar. Nasıl oluyor bu? Elbette herkes biliyor.
2- Millet sevdimi tam sever, yıllar geçse de adamı unutmaz. Bizdeki Menderes gibi, Özal gibi, biraz Demirel gibi, Erdoğan ve Gül ikilisi gibi. Ama vurdumu da tokadın sesi ta Çin’den duyulur. Halk böyle yapar adamı. HALKA DAYANMAYAN SİSTEMLER TİTRESİN BUNDAN BÖYLE.

ÇEKİLİN HALK GELİYOR.

Itri

İşte 2011'in En başarılı Belediye Başkanları anketi - Ptsi Ocak 17, 2011 1:13 pm

Bilgiler için teşekkür Aybüke. Bizim başkanın sıralamaya girememesine üzüldüğüm gibi birinci olan kişiyi de merak ettim, tanımak isterdim gerçekten..

Itri

sav kasabasını rısalei nurla tanıştıranlar - Ptsi Ocak 17, 2011 8:25 am

Teşekkür sayın yönetici. Biraz gayretle bu bilgilerin videosunu bulabilirsin. Tevfik hoca bu bilgileri defalarca anlattı, kayıtlar tutuldu. Kimlerde bilmiyorum.

Allah hepsine gani gani rahmet etsin.

Itri

Bediüzzaman ve ****** - Ptsi Ocak 17, 2011 8:20 am

Yakın Tarihi bilmeyen Bediuzzaman ile ****** arasındaki mücadeleyi anlayamaz. Yakın tarihle ilgili gerçekleri konuşmakta bugün suçtur. Zaten şahitleri azalmış, bilen fazla kimse kalmamıştır.

Ama ne gariptirki gerçeğin bu kdarına bile tahammül edemiyorlar. Büyük padişah hakkında atıp tutan ve bunu " fikir özgürlüğü" adına yapan kimseler ******'e sıra geldimi kimseyi dinlemiyorlar. Ellerine geçse adamı yağsız ipte sallandıracaklar.

Bu ülkede peygamber bile tartışılır, ama ****** tartışılamaz.

Yanlış biliyorsunuz sayın Aybüke. ******'ü sevdiğinizi anlıyorum, sevginize karışamam. Ama madem seviyorsanız bari iyice tanıyın öyle sevin. Ama ortada kaynak yokken, 5812 sayılı koruma kanunu varken bunu nasıl yapacaksınız, işte onu bilmiyorum. Tek tavsiyem: Kadir Mısıroğlu'nun hatıralarını okuyun, internette videoları var, bir dinleyin. Bakın yasak olmasa tek o adam bu ülkenin yakın tarihini hallaç pamuğu gibi atacak.

Bu arada Şu filme giden yokmu, şöyle bir özetlese..

DÜNYA BASININDA ISPARTA İMAM-HATİP LİSELERİ MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ'NİN BEKLENEN BASIN AÇIKLAMASI - Ptsi Ocak 17, 2011 8:09 am

Teşekkürler Şükrü bay paylaşım için. Sivil kurum olarak böyle bir açıklama gerekiyordu, görevinizi yaptınız.

Kendi tarihiyle dalga geçen, bunu bir yıkım vesilesi sayan gizli fesat çeteleri her zaman bulunmuştur. Normalde o dizi seyredilmez . Reyting canavarı onuda yutar. Ama birileri tarihimize söğmek adına bu yapımları özel bütçeyle destekliyorlar.

Tarihi şahsiyetlermizde elbette hatalar var, onlarda insansı. Ama tarihe mal olmuş ve artık ölmüş birini anarken, hele bu atalarımız olursa kötülüklerini dikkate almadan hep iyiliklerinden bahsetmek gerekiyor. Hataları, zaafları ilmi bir konudur, üniversite ve tarihçilerimiz bilse siyasetçilerimiz bilse yeter. Ama bunu halka öğretmenin pratik faydası hiç ama hiç olmaz.

Her kanun uygulama kendi zamanıyla değerlendilir, kendi zamanının şartlarını dikkate almak gerekir. Buda araştırmacıların görevidir. O zamanda yapılan bir takım olayları bugünün kafasıyla anlamaya kalkarsak hata etmiş oluruz.

Son olarak: Osmanlı hata yapmayan bir yönetim değildi bir sürü hataları var. Ama faziletleri daha baskın çıkıyor. Saadet devrinden sonra en az hata yapan yönetim Osmanlı yönetimidir, diyebiliriz.

Itri

kütüphane - Ptsi Ocak 17, 2011 7:54 am

Asena' ya katılıyorum, şimdilik hiç bir faydası olamaz. Daha önce köyümüze "gezici kütüphane" geliyordu, kaç kişi okuyordu acep? ( Bu arada bu güzel uygulama niye kalktı, bilmiyorum. Kültür Bakanı Günay yeniden böyle bir hizmeti başlatmalı) Sonra hatırladığım kadarıyla az bir miktar da olsa kahvelere kitap kondu, ilgisizlikten kalktı. Bu ancak şöyle olabilir: Televizyon bazı saatlerde kapatılırsa o zaman bir kaç bakan çıkar. O da mümkün değil. Okumayan bir milletiz kardeşim daha ötesi yok.

Ama geleceğe yönelik düşünülebilir.

Itri

İşte 2011'in En başarılı Belediye Başkanları anketi - Ptsi Ocak 17, 2011 7:42 am

Güzel bir paylaşım, teşekkür ederiz Aybike.

Bence Kayseri, Konya belediye başkanları ilk sırayı alırdı zannediyorum. İstanbul başkanı Topbaş'ın ilk sırayı alması nüfus itibarıyla olabilir. Çünki Tobbaş hakkında çok eleştiri duyuyorum. Hem son seçimde kıl payı sıyrıldı denebilir. Bu kadar başarılıda neden açık fark atmadı? Yine de sonuca saygım var.

Merakımdan soruyorum: Birde Türkiye'nin en genç belediye başkanları sıralaması yapılsa , bizim Mustafa bey ilk sırayı alırmı acaba? Sayın Aybike böyle bir sıralama da varmı?

Itri

bu site - Ptsi Ocak 17, 2011 7:35 am

Herşeyden önce hoşgeldiniz serbay hoş paylaşımlar ola.
Site hakkındaki görüşlerinize katılıyorum.

Bu arada "özel mesaj" bölümü düzeltilmeli. Mesaj geldiği zaman daha uyarıcı olmalı. dikkatle bakmazsanız farkedilmiyor. Başka sitelerde giriş yaptığınız zaman özel bir kutucuk ile uyarılıyor, benzer bir şey olabilir.

Birde sayın yönetici Avşarbeyi nerelerdedir? Epeydir görünmez oldu?

Ne demek istediğimi anlıyorsunuz herhalde. Bazı katkılarınız "yönetici" sıfatıyla olmamalı. Sadece yönetimsel duyurular, varsa eleştirilere cevaplar olabilir. Onun dışaındaki katkılarınızı -benim görüşüm- Avşaroğlu sıfatıyla yapmalısınız , teşekkürler.

Itri

iki gün aradan sonra tekrar birlikteyiz - Ptsi Ocak 17, 2011 7:28 am

Bir varmış, bir yokmuş. Yayın kesilmişte haberimiz yok iyimi? Gerçekten site kapanırsa kayıp, bir boşluk olabilir. Nedeni hakkında kısa bir yazı hazırlıyorum tembellik bastırmazsa yayınlayacağım.

Bir yazıda biraz taş, küçümseme var gibi. Son zamanlarda ben çok alıntı yaptığım için alındım. Bu sitede alıntı yayınlamak yasakmı, bilmiyordum. Alıntı da bir fikirdir, paylaşım varya nasıl olursa olsun. Sonra merak etmeyein herkezin her konuda fikri var merak etmeyin. Var var ama kişi paylaşır veya paylaşmaz. Durgunluk sadece bizim sitede değil, film siteleri hariç, arkadaşlık vs.vs. siteleri hariç her yerde var.

Böyle giderse bizim sitede de kimse kalmayacak yönetici bilmiş olun. "Neden" derseniz özel mesajla cevaplarım.

Itri

FEDAKARLIK SEVGİNİN BEDELİDİR... - Perş. Ara. 30, 2010 12:40 pm

Fadakarlık aynı zamanda paylaşmaktır.
Hoş paylaşımlar ola..

Itri

Yaşanmış bir hikaye(lütfen okuyunuz) - Perş. Ara. 30, 2010 12:33 pm

İşte dayanışma, yardımseverlik ve vefa duygusu..
Yaşamadım ama tahmin ediyorum; o an anlaatılamaz . Kelimeler anlatamaz bunu..
Ne yalan söyleyeyim: "Böyle adamlar kaldımı şimdi?" diye düşünüyorum. Muhakkak vardır. Temiz Anadolu delikanlılarında ne cevherler vardır. Ama "ordumuzun kaçı yapar şimdi bu fedakarlığı" diye düşünüyorum. Şu son Balyoz planlarından, poyrazköyde çıkan cephaneliklerden, camileri bombalamaya kadar düşünenlerden, gerektiğinde silahı millete doğrultup darbe yapabilenlerden.. liste uzatılabilir. Bunları görünce ister istemez düşünüyorum.

Hikayenin güzelliğini mahfettim, görüyormusunuz? Eğer Aybike rahatsızsa yazımı silerim.

Itri

KİMİN YILBAŞI ? - Perş. Ara. 30, 2010 12:24 pm

Burada yılbaşı hazırlığı günler öncesinden başlıyor. Herkez evlerinin penceresine bir Noel baba figürü koyuyorlar. Sokaklar meydanlar süsleniyor. Garipsemiyorum, gün onların günü. Bayram onların bayramı.

Daha önceki senelerden biliyorum, yılbaşı gecesi ise, sabaha kadar tam bir çılgınlık ve eğlence ile kutlanıyor. İçki su gibi.. bazı araçları ateşe veriyorlar. Sabaha kadar kesilmeyen havai fişek veya diğer patlamalar ortalığı kaplıyor.

Bizlerden onlar gibi olup bunu çılgıncasına kutlayan olduğu gibi, bizim gibi evlerinde geçirenler de var.

Bu arada Ahmed bey demek istedimki sitede hoca var. Yılbaşının dini konumunu yazmak o varken bize düşmezdi. O yönden dedim. Ama bende alıntı yapmak suretiyle cahilliğimizi kapatmış olduk.

Itri

KİMİN YILBAŞI ? - Perş. Ara. 30, 2010 8:10 am

Sitede benden daha iyi bilen var, bende zaten bir bilenden alıntıladım. Türkiye'de ilmiyle meşhur Hayrettin Hoca dan alıntıladım. Buyrun..

Kimin Yılbaşı - HAYRETTİN KARAMAN

Resmî yılbaşı her geldiğinde gecesinin kutlanmasının veya o geceye mahsus faâliyet ve eğlencelerden bir kısmına katılmanın İslâm'daki yeri (hükmü) tartışılır. Din hizmetlileri ve muhâfazakâr müslümanlar "bu geceye mahsus bir faâliyete katılmanın câiz olmadığını" söyler, müslümanların böyle bir yılbaşı gecesi yokmuş gibi davranmalarını, normal hayatlarına devam etmelerini ister, bunu tavsiye ederler. Bir kısım modernist İslâm yorumcuları ile amelsiz veya İslâm'ın gerektirdiği hayat konusunda duyarsız müslümanlar ise "dünyanın kutladığı ve eğlendiği bu geceye katılmakta ve eğlenmekte bir sakınca bulunmadığını" söylerler.
Son zamanlarda moda oldu, bir konunun İslâm'daki yeri sorulurken, araştırılırken mutlaka bir âyet veya hadîs de aranıyor. Böyle bir yaklaşımın bilgi eksikliğinden kaynaklandığı kesindir. Çünkü İslâmî hüküm ve değerlendirmenin kaynağı vahiy (âyet ve hadîsler) olmakla beraber, bunların sınırlı olduğu, bir mesele hakkında âyet ve hadîs yok ise (doğrudan, adını ve niteliklerini belirterek meseleyi hükme bağlayan bir nas yoksa) ictihada gidilir. Bu konuda uzman (âlim) olanların bildiği usûle uygun olarak yapılan ictihad ile ulaşılan sonuç da (hüküm ve değerlendirme de) dîne dahildir, İslâmîdir, ictihad eden âlimi ve bilgileri yetersiz olduğu için âlimden sorma durumunda olan diğer müslümanları bağlar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında yılbaşı kutlamaları bulunmadığı için, doğrudan bu konuyu hükme bağlayan bir âyetin veya hadîsin bulunmaması tabîîdir. Ama bizim dünyamızda önümüze çıkan bu konunun -çeşitli ictihad yöntemleriyle- İslâmdaki yerini belirleyebilmek, hükmünü (haram, mekruh, mübah olup olmadığını) ortaya koyabilmek için yararlanabileceğimiz birçok âyet, hadîs, kural ve ilke vardır.
Meselemizin hükmünü araştırmadan önce ne olduğunu açıklamak gerekir. Yılbaşı, tarih başlangıcı olarak müslümanlara ait değildir, Hristiyanlara aittir. Aslında kış gün dönümünü kutlama âdeti çeşitli Asya ve Avrupa putperest (pagan) topluluklarında vardı. Tarihî kayıtlara uygun olmadığı halde Hz. İsa'nın doğduğu gün kilise tarafından 25 Aralık'a çekildi, eskiden beri yapılmakta olan kutlamaların Hristiyanlığa dahil edilmesi hedeflendi. Ancak zaman içinde bu kutlamaya katılan diğer kiliseler aynı tarihte birleşmedi, farklı tarihleri benimsediler. Yılbaşında yapılan Noel Yortusuna (Hristiyanlığa mahsusu bir âyine) adı karıştırılan Noel Baba (Aziz Nichola, Santa Claus) aslında; yani tarihî bir şahıs olarak bir Hristiyan azizi (ermişi, velîsi) dir. Zaman içinde bu azizin tarihi kimliği değiştirilmiş, kendisiyle ilgili birçok efsâne uydurulmuş ve ilk defa 17. asırda Almanya'da Noel Yortusuna karıştırılmış, daha sonra bu uygulama Hristiyan dünyasına yayılmıştır.
Müslümanlar tarih başlangıcı olarak hicreti kullanırlar. T.C. Devleti Hristiyanlara ait bulunan bu tarih başlangıcını resmen benimsediği için bu yılbaşı, aynı zamanda "Türkiye'nin resmî yılbaşı"dır, millî ve dinî yılbaşı değildir.
Bu kısa tarih bilgisinden çıkan sonuç şudur:
a) 1. Ocak. 2002 yıl önce müslümanların veya Türklerin tarihinde, tarih başlangıcı olacak bir olay geçmemiştir.
b) Hz. Îsa'nın doğum tarihine uygun olmamakla beraber onun doğumu bu tarihin başlangıcı olarak kabûl edilmiş; bundan öncesi ve sonrası için "milattan (İsa'nın doğumundan) önce, sonra" denilmiştir.
c) Hz. İsa biz müslümanlara göre aziz bir peygamberdir (aleyhisselâm), ancak Hristiyanlar onu peygamberlikten çıkarmış, tanrılaştırmışlardır.
d) Noel Baba aslında bizce de saygıya değer bir mümindir (Hz. İsa'nın tebliğ ettiği dîne inanmış ve o din içinde yetişmiş ve ermiştir), ancak dün Hristiyanların, bugün dinli dinsiz Batı'nın Noel Babası, nitelikleri bakımından bu aziz, bu velî, bu mümin değildir. Onun adının karıştırldığı yortu da bir Hristiyan ibâdetidir.
Böylece yukarıda ana hatlarıyla açıklanan yılbaşının, din olarak aslından saptırlmış Hristiyanlığa, kültür olarak da Hristiyan Batı kültürüne dayandığı, onun bir parçası olduğu ortaya çıkmıştır.
Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan âyin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur?
Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî âyine katılan (Hristiyanlarla beraber bu toplu ibâdeti yapan) müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar. Bu hükmün akla ve vahye dayalı delîllerini zikretmeye bile gerek yoktur.
Dinî âyîne katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm'dan başka ve ona göre bugün mûteber olmayan bir dîne dayalı) olan bir faâliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. "Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır" meâlindeki hadîs bu davranışı yasaklamaktadır.
Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslâm'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.

Itri

UTANDIRAN FOTOĞRAFLAR -alıntı- - Cuma Ara. 24, 2010 12:58 pm

Osman Özsoy

Birçok gazetenin internet sayfası pornografik fotoğraflarla dolu. Poşet içerisinde satılan dergilerde ancak yayınlanabilecek türden fotoğraflar büyük gazete (!) olarak ifade edilen birçok gazetenin internet sayfasında en çarpıcı yerlerde duruyor. Daha çok okuyucu çekmek için başvurulan kimi yöntemlerde ölçü kaçmış vaziyette.

Bunlardan biri de, son aylarda daha ziyade gazetelerin internet sayfalarında yer alan, "utandıran fotoğraflar", "yırtılmak istenen resimler" türü haberler. Özellikle sanatçı, oyuncu, sporcu, siyasetçi gibi tanınmış isimlerin, geçmişte çektirdikleri ama sonradan pişman oldukları hatırlamak istemedikleri fotoğraflar ve sahneler yer alıyor bu tür haberlerde.

İnsan ister istemez, "madem ki hatırlamak istemiyorlar, öyleyse neden bu tür haberleri öne çıkarıp insanları psikolojik açıdan taciz ediyorsunuz ki..." diye sorma gereği duyuyor.
Doğaldır ki, insanların gençlik yıllarında ve mesleki geçmişlerinde bugün hatırlamak istemedikleri kareler olabilir. Bir insanın unutmak için çabaladığı, bugün pişman olduğu dünkü bir davranışına ait bir kareyi bugün başlarına kakarcasına öne çıkarmak ne ölçüde etik, ne ölçüde insanlığa ve hakkaniyete sığar bilemiyorum.

'Tanınmış insanların özel hayatı olmaz, göz önündeki insanların hayatına dair herşeyi toplum merak eder' şeklindeki klişe sözlerin sınırını ve bir çerçevesi olması gerektiğini de artık tartışmak gerekiyor.
Örneğin, Almanya'da Fatih Akın'ın 'Duvara Karşı' filmiyle ünlenen Sibel Kekilli, son filmi 'Ayrılık'taki rolüyle Almanya'da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı. RTL kanalında yayınlanan 'Exclusiv' adlı magazin programı, Kekilli'nin en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandığını aktardığı haberde eski filmlerinden bir sahne gösterince, Sibel Kekilli bu sahnelerin televizyon ve bulvar gazetelerinde daha fazla istismar edilmesini önlemek için dava açtı. Kekilli'yi haklı bulan mahkeme, filmlerindeki sahnelerin yayınlanmasına yasak getirdiği gibi, RTL televizyonununun 15 bin euro tazminat ödemesine de karar verdi.

Kanun devleti ile hukuk devleti arasındaki farka en güzel örneklerden biri de, Alman mahkemesinin Sibel Kekilli ile ilgili verdiği bu karardır.
Nitekim geçtiğimiz aylarda İtalya'da da bir hakim, Google Video'ya bir kullanıcı tarafından yüklenen ve bir okul çocuğunun arkadaşları tarafından tartaklandığını gösteren video yüzünden ülkedeki üç üst düzey Google yöneticisini 6'şar ay hapse mahkum etmişti. Davayı, İtalya'da Down Sendromlu insanlara yardım için kurulan Vivi Down Derneği ve videoda gösterilen erkek çocuğun babası açmıştı.
Savcı, karardan sonra mahkeme önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, "bir şirketin hakları, bir kişinin onurundan daha üstün değildir. Bu karar açık bir mesaj veriyor" demişti.
Ceza alan Google yetkililerinden David Drummond yaptığı açıklamada, "kararın tehlikeli bir örnek oluşturduğunu, herhangi bir internet sitesinin yöneticisinin de benzer şekilde sorumlu bulanabileceğini belirtmişti."

Yaklaşan seçim atmosferinde partilerin öne çıkan ağırlıklı vaatlerinden birini de, yeni anayasa hazırlanması oluşturacak. Her kim olursa olsun insan onurunu koruyan, anayasal güvence altına alan bir hukuk devletine doğru adım atmak gerekiyor.

Hz. Peygamber'in 1400 sene evvel ifade ettiği, "Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi, siz de başkasına yapmayınız" buyruğu tek maddelik bir anayasa metni bile olsa, sadece ülke değil, tüm insanlık huzur bulur. İtalyan Mahkemesi'nin Google hakkında verdiği kararda da olduğu gibi, hiçbir kişi, kurum ve kuruluşun 'ben yaptım' oldu kolaycılığı, kimsenin onurunu zedeleme cüretine neden olmamalı, kapı aralamamalıdır. Toplumun yeni anayasadan bir beklentisi de budur.

Itri

Acılarınızı kuma ve iyiliklerinizi taşa yazmayı öğrenin - Cuma Ara. 24, 2010 12:56 pm

İyilikleri taşa yazmayı bırakın,

"sağ elin verdiğini sol el duymayacak" görüşü var.

Birde: "iyilik yap denize at kul bilmezse mabud bilir" görüşü var, buna ne dersiniz?

Bence tam tersi , unutmamak adına kötülüklerimizi taşa yazmalıyız.

Itri

Ağladığımı kimseye söyleme anne(güzel bir şiir ) - Cuma Ara. 24, 2010 12:52 pm

Ağladığıı kimseye söylemeyiz merak etme bizden sır çıkmaz. Ama koca sanal aleme yazmışsın biz söylemesek ne olacak? Herkez öğrenir.

Hem ağlamak bu kadar kötü ise ne ağlıyorsun o zaman kardeşim. Bol bol gül. Bu dünya birazda gülmenin eğlenmenin yeri değilmi?

Şaka şaka, güzel şiir teşekkür edrim.

Itri

Takvimden yapraklar. - Cuma Ara. 24, 2010 12:49 pm

Küçük takvim yapraklarını önemdemiyoruz, ama bakın neler öğreniyoruz neler. Teşekkür edrim hocam.

Bu arada; Karacaoğlan'ın şiirirndeki o kelimeye baktım, manasını bende bulamadım.

Itri

din nedir (okuyun din ile ilgili) - Cuma Ara. 24, 2010 12:47 pm

Öncelikle hoşgeldiniz Erdinç bey. Hoş paylaşımlar ola.

Itri

böncü ailesine baş sağlığı - Ptsi Kas. 08, 2010 6:55 am

İlyas arkadaşıma baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.

Tabi babasına da...

Sevenlerinin başı sağolsun.

Itri

CUMHURİYET PARAMPARÇA - Salı Kas. 02, 2010 9:42 pm

AHMET ALTAN- GÜLÜNÇLÜK

Ben, “gülünç olma korkusunun” insanın önemli duygularından biri olduğuna inanırım.

Bu duyguyu kaybettiğinizde, gülünçleşmekle aranızda en küçük bir engel kalmaz, rahatlıkla o utanılacak duruma düşersiniz.

Sanırım bizim generaller bu korkudan kurtulmuşlar.

O keskin ses tonlarının, sert emirlerinin, bellerindeki silahlarının, apoletlerinin onları gülünçleşmekten kurtaracağına, ne yaparlarsa yapsınlar kimsenin onların bu yaptıklarına gülemeyeceğine inanmışlar.

Bunlar, onları gülünçleşmekten kurtarmaya yetmez.

Tam aksine, bütün bu ciddiyet ve aşırı sertlik, gülünç davranışların dozunu ve görünürlüğünü arttırır.

Generallerin çoğunun yaşı ellinin, altmışın üstünde.

Koca koca adamlar.

Cumhuriyetin seksen yedinci yılına “Cumhurbaşkanı’na küserek” giriyorlar.

Cumhurbaşkanının eşi başörtülüymüş.

E, ne olacak?

Ülkenin kadınlarının çoğu başörtüsü takıyor zaten.

Eskiden generaller, eşinin başı örtülü olan birinin Çankaya’ya çıkmasına engel olabiliyorlardı, demokrasi dışı bir güce sahip olduklarından hayatın gerçeklerini yok sayabiliyorlardı, “hayali” bir halkla hayali bir ülkede yaşayabiliyorlardı.

Bu artık mümkün değil.

Toplumun neredeyse bütün dengeleri değişti.

Generaller, başörtülü kadınlarla eşlerini yok sayacak gücü kaybetti.

Bir general, başörtülü bir “first lady’nin varlığına tahammül” edemiyorsa eskiden darbe yapardı ya da darbe yapma tehdidiyle Çankaya’ya çıkacak adamı belirlerdi.

Şimdi darbe yapamıyorlar.

Darbe tehdidinde de bulunamıyorlar.

O kadar çok günahları ve başarısızlıkları ortaya çıktı ki böyle bir girişimde bulunduklarında toplumdan çok sert bir tepki görüyorlar.

O zaman geriye bir tek davranış kalıyor.

İstifa etmek.

İstifa da edemiyorlar.

Varlığını içlerine sindiremedikleri bir cumhurbaşkanının “emri altında” yaşamayı sürdürüyorlar, bunun karşılığında makamlarını, lojmanlarını, apoletlerini koruyorlar.

Ama bir general hem durumdan hoşnut değilse, hem istifa edemiyorsa, hem de “tavır” koymaya kalkıyorsa, işte o zaman gülünç olur.

İtaatsiz ve nezaketsiz bir çocuklukla “küser” cumhurbaşkanına.

Ne oldu generaller Çankaya’ya gitmedi de?

“Bunların kafası hâlâ mı değişmedi” türünden şaşkınlıklar dışında nasıl toplumsal bir hareket yarattı?

Destekleyen kim çıktı?

Ülke “yaşasın generaller” diye ayağa mı kalktı?

Bu tür çocukluklar artık sadece komik bulunuyor bu ülkede.

Türkiye bu neviden tuhaflıkları çoktan aştı.

Zamanını ve enerjisini “general kaprislerine” harcamıyor artık.

Bir dahaki yıl değilse ondan sonra ki yıl paşa paşa çıkacaklar Çankaya’ya.

Ne zamanın akışını durdurabilirler, ne zamanın dışında yaşayabilirler.

Biraz daha zorlarlarsa işlerini de kaybederler.

Türkiye, başbakana “pezeveng” dedikten sonra terfi ettirilen generaller dönemini kapatalı çok oldu.

Baksanıza, Oktay Ekşi gibi bilmem kaç yıldır Hürriyet’in başyazarlığını yapan biri bile kalemin ölçüsünü tutturamayınca istifa etmek zorunda kaldı.

Toplum kendi yöneticisine sahip çıkıyor.

Kendi iradesine sahip çıkıyor.

Politikacılar, generallerle yazarların kolay hedefi değil artık, onlar bu toplumu temsil ediyorlar.

Generaller, sivil yöneticilerin patronluğunu kabul edip “itaat edecekler” ya da gülünç duruma düşecekler.

Türkiye’nin değiştiğini, ölçülerin değiştiğini, toplumun değiştiğini fark etmeyen herkesin işi zor bundan sonra, “eski alışkanlıklarından” kurtulamayan herkes hayatın kenarına çekilmek zorunda kalır.

Toplumun dokusu ve ilişkileri, yeni bir hayatın kurulmasını gerektiriyor.

Yeni bir üslup, yeni bir anlayış, yeni bir ilişki biçimi yaratılacak.

Buna ayak uyduramayanlar ise kendi küçük hayatlarının kozasına dönüp orada yaşayacak.

Itri

CUMHURİYET PARAMPARÇA - Salı Kas. 02, 2010 9:41 pm

AHMET ALTAN-

Türkiye’nin nüfusu yetmiş milyon.

Bunun herhalde yarısı yani otuz beş milyonu kadındır.

Elimde bir araştırma yok ama bu kadınların en azından yirmi milyonunun başörtülü olduğunu Anadolu’yu gezen biri tahmin edebilir sanırım.

Bu yirmi milyon kadından hiçbiri milletvekili olamaz.

Bakan olamaz.

Başbakan olamaz.

Cumhurbaşkanı olamaz.

Bu, toplumun yaklaşık üçte birinin sadece “giyimi” nedeniyle yaşadığı ülkede hiçbir şekilde yöneticilik yapamayacağını ortaya koyar.

Sizce, yirmi milyon insanı sadece başlarına bağladıkları bez nedeniyle yönetimden dışlayan bir demokrasi olabilir mi?

Eğer bir ülkede yirmi milyon, yirmi bir milyon ya da on dokuz milyon ya da on sekiz milyon, kaç milyonsa işte, insanı yok saymaya kimin hakkı var?

Şimdi, bu yirmi milyon başı bağlı kadına hizmet etmekle görevli olan devlet, bu kadınlara “ben sizden hoşlanmıyorum, varlığınızdan memnun değilim, sizi asla devlet yönetimine kabul etmem” diyor.

Devlet, kendi halkını inkâr edebilir mi?

Milyonlarca başı bağlı kadın bu ülkenin bir “gerçeği” ise bu gerçek yokmuş gibi davranmak bit tür toplumsal şizofreni yaratmaz mı?

Kafalarda bir “Cumhuriyet kadını” var, onun başı bağlı değil, o zaman başı bağlı olanları görmeyeceğiz, varlıklarını inkâr edeceğiz, yönetimde hiçbir şekilde onlara yer vermeyeceğiz.

Bu devlet, kendi halkının gerçeğine kör.

Kendi “hayalinde” yarattığı bir halkın var olduğuna inanıyor ve herkesi buna inandırmaya çabalıyor.

Kafasından bir “halk” uyduruyor.

Olmayan bir halk.

Olan halkı ise görmemekte kararlı.

Onları “kamusal alan” dediği bir alanın dışında tutarak görünmez kılmaya, kendi kafasındaki hayale benzer bir “kamusal alan” yaratmaya çabalıyor.

Ama o “kamusal alan”, buradaki gerçek kamunun girebildiği bir alan değil.

Zırvalık denen şey budur işte.

Üstelik zırvalığı o noktalara kadar taşıyoruz ki “başörtülüleri” kamusal alana sokmadığımız gibi karısının başı bağlı olanları da o alanın dışında tutmaya çabalıyoruz.

Bu yirmi milyon kadının on beş milyonu evli olsa, on beş milyon koca eder bu.

Yirmi milyon başı bağlı kadın, on beş milyon da kocaları, toplam otuz beş milyon insan.

Türkiye’nin yarısı.

Devlet “bunlar yönetici olmasın” diyor.

Yöneticileri “öbür” otuz beş milyonun arasından seçeceğiz.

Küt diye ortasından yarıyoruz yani halkı.

Eşinin başı bağlı olan Abdullah Gül cumhurbaşkanlığına aday oldu diye bizim ordu “muhtıra” vermişti.

“Hayali bir halka” dayanılarak verilen o muhtırayı, “gerçek” halk da alıp ordunun suratına çarpmıştı seçimlerde.

Generaller çok şaşırmışlardı.

Sanırım “gerçek” halkın varlığından haberdar değillerdi, o insanları görüyorlardı ama onların gerçek olduğunu algılayamıyorlardı.

Bütün bu zırvalıklara rağmen Türkiye değişiyor.

Başörtülü kadınlar yönetime giremese de hiç değilse “kocaları” yönetime girebiliyor artık.

Türkiye için ne büyük gelişme.

Ama hâlâ CHP de, ordu da bu gerçeği tam içine sindirebilmiş değil.

CHP, Çankaya’da verilen resepsiyona gidecek mi gitmeyecek mi belirsiz, generaller ise “alternatif” bir resepsiyon yapıyorlar.

Böylece “kamusal alanda” başı örtülü bir kadının elini sıkmaktan kurtulacaklar.

Halkının yarısını reddeden ordu nasıl “halkın ordusu” olacak, halkının yarısını kamusal alanda görmek istemediğini açıklayan CHP o halktan nasıl oy alacak da iktidara gelecek?

Bütün bunlar bitecek elbette.

Şimdi bu saçma sapan tartışmalarla uğraştığımıza bakmayın, saçmalığın da bir “ömrü” vardır, bizim “cumhuriyetin” saçmalıkları da ömrünü hitama erdiriyor artık.

“Başörtülü kadının elini sıkmam” diyen “modern irtica” ya bir yıl daha devam eder ya da iki yıl.

Generaller de CHP’li yöneticiler de “gerçek halkı” görür ve ona göre davranırlar.

Ya da gurbete gider kendilerine başörtüsüz bir halk ararlar.

Itri

CUMHURİYET PARAMPARÇA - Salı Kas. 02, 2010 8:38 am

OSMAN ÖZSOY

Paşam, hepinizi bekliyorum...
Yazıya önce "Örgütlü saygısızlık" başlığı koymuştum. Üst üste birbirine benzer o kadar çok hadise yaşandı ki, öyle düşünmemek elde değildi.

Sanırsınız ki, toplumda belli hassasiyeti paylaşanlar bir araya gelmişler, yada bir yerden düğmeye basılmış, ötekileştirdikleri insanlara karşı ortak bir duruş sergileme konusunda adeta ahdetmişler.

Komutanların başörtülü görünce ayaklarının gerisin geriye gitmesi, CHP Genel Merkezi'nde açılan ve "bir partiye seviyeyi bu kadar düşürmek, insanların gururu ve gözyaşı ile dalga geçmek yakışır mı?" dedirten sergi başta olmak üzere, Hürriyet gazetesi yazarları Fatih Çekirge ile Oktay Ekşi'nin haddi aşan hakaretleri bunlardan sadece birkaçıydı. Yaşananlar karşısında Aydın Doğan kabus dolu birkaç gece geçirmiş olmalı. En zayıf anında arkadan hançerlenmek böyle birşey olmalı...

Ekim ayının son günlerinde yaşadıklarımızın ortak noktası şuydu: Kendileri gibi düşünmeyenlere karşı hakarete kadar varan saygısızca davranışlar sergilemek...


Anayasa gereği Türk ordusunun başkomutanı durumundaki Cumhurbaşkanının bir daveti söz konusu iken, kendisinin davet ettiği atanmış bir bürokratın nasıl ayrı bir resepsiyon verebildiği konusu üzerinde yorumcular fazlasıyla durdular. Ben şu kadarını söyleyeyim; Farzımuhal Genelkurmay Başkanı kendi vereceği bir resepsiyon için Kara Kuvvetleri Komutanı'na bir davetiye gönderseydi, bu davete rağmen aynı gün ve saatte Kara Kuvvetleri Komutanı ayrı bir resepsiyon verebilir miydi? Verseydi ne olurdu?

Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Genelkurmay Başkanı'na, "Paşam, sizi bekliyorum" demedi ise, yada ayrı bir resepsiyon verilmesinin oluşturacağı rahatsızlığa dikkat çekmedi ise, CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu'na, 'neden Çankaya'ya gitmiyorsunuz' diye ağır eleştiri getiriliyor olması hakikaten biraz haksızlık olur.

Halk arasında yaygın kullanılan bir atasözü var ama, edebim müsade etmediği için ben kullanmamış olayım. Genelkurmay'ın Komuta Kademesi 29 Ekim akşamı Çankaya Köşkü'ndeki resepsiyona gitmeyince, "olacağı buydu" dedirten olaylar yaşandı aynı akşam ülkenin farklı yerlerinde.

Bunlardan en dikkat çekici olanı Adana'da gerçekleşti. Adana Valisi'nin verdiği resepsiyonda içeride başörtülü davetli olduğunu gören subaylar iddiaya göre salonu terk etmişler. Star gazetesi, yaşanan bu olayın arkasında TSK genelgesi olduğunu yazdı.

Çankaya'da verilen resepsiyona komuta kademesinin katılımının bu tür olayların önünü kesmek açısından sembolik önemi vardı. Nedendir bilinmez, Anayasa'ya göre Başkomutan olan Cumhurbaşkanı'nın daveti askeri cenahta karşılığını bulmadı.

Daha da önemlisi, neden karşılık bulmadığı kendilerine soruldu mu, işte onu merak ediyoruz.

Eğer bir gün başörtülü bir kadın Genelkurmay Başkanı'na, "Paşam, bizim olduğumuz salonları subaylarınız terk ediyorlar. Bu gidişle herhalde evlatlarımızı askere de almazlar" diye sorarsa şaşırmayın. Bu sorunun daha çetin olanı da var da, onu da ben yazmayayım.


İletişim için: www.osmanozsoy.com.tr

Itri

CUMHURİYET PARAMPARÇA - Salı Kas. 02, 2010 8:35 am

HAKAN ALBAYRAK

Başkomutana başkaldırı ve Hayrünnisa Gül'ün vakur duruşu



* * *
Beyler! Cumhurbaşkanı bana resepsiyon daveti gönderdiğinde ben o davete ister icabet ederim ister icabet etmem, ama siz davet edildiğinizde bunu emir telakki etmek durumundasınız, zira cumhurbaşkanı sizin başkomutanınızdır ve emir-komuta zincirinde bir üstün bir asta "Gelir misin?" demesi "Geleceksin" anlamına gelir. Ne yani, Genelkurmay Başkanı veya Kara Kuvvetleri Komutanı bir ordu komutanına "Yarın akşam sizi filanca yerde görmek isteriz" dediğinde o ordu komutanı "Emir vermedi, davet etti, onun için gitmeme hakkımı kullanıyorum" deme şansına sahip midir? Başkomutanınıza düpedüz başkaldırdınız!


* * *
Beyler! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa hanımefendi "Koca koca generaller benim başımdaki örtüye tahammül edemedikleri için başkomutanlarına saygısızlık etmeyi kendilerine nasıl yakıştırıyorlar? Sonra; şehitlerin ve potansiyel şehitlerin başörtülü yakınları üzerinde nasıl yakıcı bir tesir yapacağını hiç düşünmüyorlar mı bu tavrın? Başörtülü yakınları olan askerlerle aralarına nasıl bir psikolojik duvar ördüklerini görmüyorlar mı? Görüyorlar da umursamıyorlar mı? Böyle bir mentaliteyle ordu mu yönetilir?" diye bağırıp çağırsa yeriydi; ama hanımefendi "Biz olgunuz, sabırlıyız. Her şeye de alışığız" deyip geçti. Bir tarafta sizin 'Eyvah, başörtüsü!' diyerek sağa sola kaçışınız, öbür tarafta Hayrünnisa Gül'ün bu vakur, ağırbaşlı, asil duruşu. Kaybettiniz beyler!

Itri

CUMHURİYET PARAMPARÇA - Salı Kas. 02, 2010 8:33 am

Cumhuriyet rejim olarak halkın kendi kendini yönetmesi demektir. Bunun için "halk rejimi" adını alır. Tabiki adı böyle olmasına rağmen uygulamada asla böyle olmamıştır.Devlet halkına karşı kendi koruma tedbirlerine girişmiştir.

Geçmişe fazla takılmadan son yıllara gelirsek Başörtülüye farklı muamele yapılmış,koca devlet büyükleri anlamsız bir inad yüzünden eşsiz davetlere katılmak zorunda kalmışlardır. Yani birkaç yıldan beri devlet cumhuriyet bayramlarını kutlarken başörtülü eşlere "siz cumhuriyeti kutlayamazsınız, cumhuriyetten size ne?" demiş gibidir.

Devletin tepesindeki bu ayrımcılık devlet büyüklerini rahatsız etmiş "daha nereye kadar?" noktasına getirmiş olmalı ki bu sene eşli davet vererek, birliktelik için bir adım atıldı. Millet ümitlendi, başörtülüler ümitlendi.

Ama olmadı. Bazı kafalar hiç değişmediğini göstermiş oldu. Davete gitmeyiverdiler. Meydanlarda "başörtüsünü biz çözeriz" diyen Kılıçdaroğlu'nun acaba davete katılmama gerekçesi neydi? "Başörtüsü var, diye katılmadım" dese neyi çözeceksin o zaman? Gölge etme yeter. "Başka sebebim var" dese nasıl bir sebeb bu? Bunu millete izah etmesi çok zor.

Askerin yaptığı ise tam bir trajikomik oldu. Başkomutanın emrine uymamak. Beyler nereden alıyorsunuz bu cesareti?

SONUÇ: Sonuçta olan oldu. Cumhuriyet şimdilik 3e bölündü.
1- ABDULLAH GÜL VE BAŞÖRTÜLÜLERİN CUMHURİYETİ
2- GENELKURMAYIN CUMHURİYETİ
3- KILIÇDAROĞLU CUMHURİYETİ

Beyler çocukmusunuz ne yapıyorsunuz Allahaşkına. Tüm dünyaya nasıl bir Türkiye görüntüsü veriyorsunuz? Kimi kendinize güldürüyorsunuz? Yarın Kürtlerde size bakarak "Bu devlet bize ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor, haklarımız elimizden alınıyor, bizde ayrı bir cumhuriyet istiyoruz" deseler ne olacak?

Birde "başörtülüler memuriyette de başını örterlerse ne olacak" diyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu bu devlet bu Cumhuriyet halıkın değilmi? Kendilerinin olan devlette istedikleri gibi yaşayamayacaklarmı?

Halkın belli kesimini kerşınıza alarak, onlara ikinci sınıf insan muamelesi yaparak nereye kadar gideceksiniz? İnsanlardan vergisini alırken "başörtülü- başörtüsüz" yorumu yapmıyorsunuz da evladlarını askere alırken ayrım yapmıyorsunuz, cepheye de onların evladlarını sürüyorsunuz da cumhuriyet kutlarken, okurken, memurken vs. vs. niye ayrım yapıyorsunuz? Böyle yaparak Cumhuriyetin temellerine dinamit koyup bizzat devleti kendiniz yıkıyor, zararı kendiniz veriyorsunuz.

Artık yeter.

Itri

İBRET DÜNYASI: Kardelen - C.tesi Ekim 30, 2010 8:45 am

Bu haberi kaç gündür sizlerle paylaşmak istiyordum ama olmadı. Haber insanlık dramı olduğu için güncelliği önemli değil. Buyrun:

HABER:

Öz kızları Kardelen'in "Beni dövüyorlar" diyerek hapse attırdığı Türk anne baba, İsveç mahkemesinde aklandı. Başkent Stockholm'deki Solna Mahkemesi'nde önceki gün görülen son duruşmada mahkeme heyeti, Kardelen'in, anne ve babasına yönelik tazminat talebini de reddetti.

AİLE TAZMİNAT İSTEYEBİLİR
20 yıldır İsveç'te yaşayan Resul ve Fatma Durusoy çifti, 14 yaşındaki kızları Kardelen'in "Beni dövüyorlar, zorla evlendirmek istiyorlar" suçlaması üzerine hapse atılmış 50 gün tek kişilik hücrelerde tutulmuştu. Kardelen, avukatı Azra Becirovic aracılığıyla öz anne ve babasına yaklaşık 100 İsveç Kronu tutarında bir de tazminat davası açmıştı. SABAH'ın da izlediği 4 Ekim tarihli duruşmada anne ve baba serbest bırakılmıştı. Ve yaklaşık 3 ay süren dava maratonu önceki gün noktalandı. 18 Ekim günü gerçekleştirilen gizli oturumda Resul ve Fatma Durusoy'un beraatına karar verildi. SABAH'ın sorularını cevaplandıran baba Durusoy , "Eğer biz sesimizi çıkarmazsak 'Kusura bakmayın' diyecekler. Ama tazminat yolumuz tabi ki açık. Çektiğimiz onca sıkıntının hesabı sorulmalı" diye konuştu. Olanlara rağmen kızları Kardelen'den asla vazgeçmediklerini söyleyen Resul Durusoy, "O bizim kızımız. Canımız ciğerimiz... Bir gün hatasını anlayacak ve yine aramıza katılacak" dedi.

YORUM:

Bu sevgili arkadaşlar Avrupa 'nın durumu dur. "Türkler Avrupa'da ne yapıyor" diyorsanız işte gerçek bu. Çocuklar devlet koruması altında. Öyle olunca asla söz geçiremiyorsunuz. Bir şeyler yapacak olsanız tehdit ediliyorsunuz. Kendi evladınız bile "bak bunları yaparım" diye tehdit edebiliyor. Okulda öğretmenler zaten sürekli takip ediyorlar "ailenizden baskı görüyormusunuz" diye.

İşte bu Kardelen'de bunu yapmış. Ailesini mahkemeye vermiş . Asıl sebeb Kardelen'in kendinden yaşca çok büyük olan biriyle birlikteliğine ailesi izin vermemiş. Zaten bazı geceler eve gelmiyormuş. Artık ailesi nasıl tehdit ettiyse onları mahkemeye veriyor. Ayrıntı haberde var zaten.

Bu insanlık dramını İBRETLE izlerken burada (Avrupa'da)Çucuk yetiştirmek işte bu kadar zor,zor,zor.

Itri

yıl 2003 görüntüleri 1. bölüm - C.tesi Ekim 30, 2010 8:20 am

ÇEKEN VE YAYINLAYAN ARKADAŞLARA TEŞEKKÜR EDERİM.

VE TABİKİ DEVAMINI MERAKLA BEKLİYORUZ.

Itri

Sevdiğinin Duygusuz Olduğundan Yakınanlara Bir Hikaye!!.. - C.tesi Ekim 30, 2010 8:16 am

Bu ilşki baştan yanlış kurulmuş bence. O ana kadar birbirlerini iyice tanımaları lazımdı.

Ve hikayade -bence- eksik olan bir şey var: O taş kalpli hissiz kız bu ayrılığı o kadar kafasına takmaması gerekiyordu. Duygusal olmayan birinin sonra hemen duygulanması, şiirler yazması aynı Türk filimleri gibi acitasyon yüklü.

İntiharın bu kadar erken gelmeside biraz tuhaf.
Bu hikayenin yazarını bilseydim daha söyleyecek şeylerim olabilirdi,ama bu kadar.

Bu eleştirileri sakın üzerine alınma Aybüke. Sonuçta "hüzünlü" bir hikaye paylaşmıssın bizimle teşekkür ederim.

Benzer ama gerçek bir hayat hikayesi için (ve gayet güzel de.)

NEVA..... ILGIN OLUT. Doğan yayıncılık

kitabını şiddetle tavsiye ederim.

Itri

İNTERNET EVLİLİKLERİ İŞTE BÖYLE ETKİLİYOR - C.tesi Ekim 30, 2010 8:00 am

reis demiş ki:bana göre bunlar fasafüse şeyler.eşine güvenmeyen bu çukura düşer.temelsiz ve yüzeysel ilişkiler için gererli...sağlam bir ilişkiyi kendine güvenen ve eşine güvenen hiç kimseyi bu etkenler bozamaz diyorum.halt etmiş internet..



Bu iş o kadar kolay değil reis bey.

"Fasafüse" dediğiniz şeyler bir araştırma ürünü ve Türkiye'nin bir gerçeği..

Bu bir "sadece güven" meselesi değilki. Güvende en önemli etken elbetteki. sadece güven meselesi değil bu bir hayat meselesi.Hayatta insanın başına herşey gelebiliyor. Bu tuzağa zayıf iradeliler düşüyor. Ama zayıf iradelilerde Türkiye'de o kadar çok ki.

Herşeyden evvel evlilikte "cicim yılları" geçtikten sonra yol ayrımları olabiliyor. Ya ERKEK bu birliktelikten değişik sebeblerle sıkılıyorlar ve yeni "gönül eğlenceleri" arıyorlar Bu iş içinde en güzel araç internet oluyor. "eğlence" olarak başlayan bu şeyler sonunda aile dramlarına sebeb olabiliyor.

Veyahut hayatın sitresinden kavgalardan eşlerin birbirlerine saygısı azaabiliyor. Eşlerin birbirine ilgisinde büyük zayıflama oluyor. Bu ilgisizlikten bunalan duysal yönden hassas olan KADIN "can sıkıntısından" internette dolaşırken yeni ve unuttuğu iltifatları o kiilerden duyunca kapılabiliyor. Ve kadında böylece yoldan çıkabiliyor.

Sonuçta bu bir suçsa bu suçu en çok erkeklerin yaptığını düşünüyorum. Araştırmalardan ve tesbit edilebilenlerden çıkan sonuç bu. Birde tesbit edilemeyen, gizli kalan veya bir şekilde devam etmek zorunda kalanlarla bu sayının daha çok olduğunu düşünüyorum.

Itri

CUMHURRİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN - C.tesi Ekim 30, 2010 7:41 am

aybüke demiş ki:[u]
TÜRKİYE ,******'Ü ALLAH'A BORÇLUSUN, GERİYE KALAN HERŞEYİDE ******'E
CUMHURRİYETİ SEN KURDUN ONU YÜKSELTECEK VE YAŞATACAK OLAN BİZLERİZ.BU SEVGİ HİÇ BİTMEYECEK ATAM.................29 EKİM CUMHURRİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...........



Nedir bu?
Yağcılığın bu kadarı da fazla değilmi?
"Bu sevgi hiç bitmeyecek" bu nasıl sevgiyse..
5816 sayılı kanunla korunan bir sevgi..
Kaldırın yasağı,M.Kemal'i eleştirilemez biri haline getirmeyin bakın o zaman neler olacak.

Ben şahsen hiçbir şey için hiç kimseye borçlu olmadığımızı düşünüyorum.

Itri

AYETLER,SURELER VE AKP,MHP,CHP. - C.tesi Ekim 30, 2010 7:35 am

Ayetler sadece iktidara ders vermiyor reis bey. ( Bu arada isminizinde değiştiğini gördük.32 si kalkmış. İyi olmuş zor yazılıyordu)

Muhalefete de ders veriyor.Yorumunuzu genel yaparsanız iyi olur.

Bu arada Senai demirci meseleyi en ince yerinden tarafsız bir şekilde yakalamış, teşekkür yüreğine sağlık.

Itri

şiirler senin için Abdurrahman bey - Cuma Ekim 22, 2010 4:03 pm

salih tuna Abdurrahman Başsavcım için şiir

Sen yokken Canan Arıtman yalnız,

Nur Serter ıssız,

Necla Arat keyifsiz,

Bedri Baykam dağınıktı.

Oktay Ekşi bile demokrat olacaktı sen yokken!

İşte yalnız ve güzel yurdumdan manzara-i umumiye:

Cumhurbaşkanının eşi kırmızı halıda yürüdü,

Erdoğan geldi ponpon kızlar çıkmadı,

Vay canına!

Türkiye hepten karanlığa yuvarlanmış,

Karanlıktan korkmamak için söylenen türküler bile değişmişti.

"Komşu kızını zapteyle / yaylalar yaylalar" yerine,

"Sordum sarı çiçeğe / anan baban var mıdır" deniyordu.

Ellerinden gelse sarı çiçeğin anasını babasını mezardan kaldırıp,

Referandumda "evet" dedirteceklerdi.

Gaflet, dalalet ve hıyanet içindeydi herkes,

Emre Aköz gibiler meydanı boş bulmuştu:

"Madem hiçbir yasa üniversiteye türbanla girilmez demiyor... Türban neye dayanarak yasaklanıyor?"

Diyorlardı.

İşte böyle bulandırıyorlardı körpecik laik beyinleri!

Sen yokken Fatmagül'ün işi bitmiş,

Aşk-ı Memnu'da bütün sülale tek kişiye,

Yaprak Dökümü'nde bütün çocuklar aynı kişiye yazılmış,

Liseli kızlar gazozlarını Nuri Alço'ya imzalatmıştı.

Uzun lafın kısası az kalsın "şeriat" geliyordu sen yokken!

Sen ki, milletmiş, millet meclisiymiş dinlemedin uyardın,

Yol gösterdin, yolumuzu aydınlattın!

Sen ki, koydun korkusuzca düşünceni ortaya,

Başörtüsüne özgürlük tanıyan bütün partilere,

Laiklik ilkesinden bahsedip ayağınızı denk alın dedin!

Sen ki, her yeri "türban" kaplamış ülkeme bir güneş gibi doğdun!

Karanlıklar aydınlandı seninle,

Tanrımıza hamd olsun!

AİHM'nin başörtüsü kararını hatırlatınca bizlere, ben "cumhuriyet mitinglerini" hatırladım:

"Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye"

Yaşasın!

"Statükonun kibirli mensupları" diyen Haşim Kılıç'a,

"Cüppeni çıkar da gel" dedi Gürsel Tekin,

Biz ne desek azdır sana!

Sen ki başörtüsü uğruna gerekirse bütün partilerin kapatılmasını isteyecek kadar gözü karaydın!

Gözümüz yollarda kalmasın gel,

Cüppeni çıkarmasan da, çıkarsan da gel,

Sağ yap gel, sol yap gel,

Dosyaları "google"dan indir de gel.

Yeter ki, beklemekten gözlerimiz yosun tutmasın,

Feryatları arşı alaya yükselmesin Ertuğrul Beyciğimin:

Yok mudur kurtaracak Beyaz Türk'ün bahtı kara maderini!

Müjdeler olsun yurdumun taşına toprağına,

Abdurrahman Başsavcım en sonunda düştü piyasaya!

Neylersin ki alt üst olmadı, kökü dışarıda şerefsiz piyasa,

Ve, kıpırdamadı borsa.

Borsalar vurdumduymaz, borsalar sağır!

Rüzgar eser, dal sallanır, bir tabloid gazete çıkar,

Frank Rijkaard gider,

Aysun Kayacı gelir "Tarihin Arka Odası"na,

Gözleri kara kartal, saçları kanarya, cüppesi cimbom,

Sen ki, her yeri "türban" kaplamış ülkeme bir güneş gibi doğdun,

Karanlıklar aydınlandı seninle,

Tanrımıza hamd olsun!

Itri

İNTERNET EVLİLİKLERİ İŞTE BÖYLE ETKİLİYOR - Salı Ekim 19, 2010 12:08 am

Türkiye'de boşanmalar neden bu kadar artıyor? Bunda internetin etkisi var mı?

Evlilik, ilişkilerdeki sorunlar ve boşanmalar üzerine yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla tanınan ünlü Avukat ve Yazar Cengiz Hortoğlu, sanal alemdeki sosyal paylaşım sitelerinin yani kısacası internetin son yıllarda artan boşanmalar üzerindeki etkisini araştırdı.

Ulaşılan sonuca göre; boşanmayı düşünen her dört kişiden bir tanesinin kararını vermesine internette yapılan sanal sohbetler ve paylaşım siteleri sebep oluyor.

Aldatıldığını düşünen her 2 kişiden 1 kişi eşinin kendisini sosyal paylaşım sitelerinde veya sanal sohbet ortamında tanıştığı birisiyle aldattığına inanıyor

II)İNTERNETİN BOŞANMALARA ETKİSİ

1. Soru: Bilgisayarın, sosyal paylaşım sitelerinin ve sanal sohbet ortamlarının yani internetin evliliğinizde sorun yaşamanıza herhangi bir etkisi oldu mu?

Cevap: Araştırmaya katılan tüm katılımcılara sorulan bu soruya her 4 kişiden 1 kişi, evet cevabı vererek bilgisayarın ve internetin (özellikle sosyal paylaşım ve sohbet sitelerinin) evliliklerinde yaşadıkları sorunlara önemli ölçüde etkisi olduğu söyledi

Aldatıldığı için boşanma kararı alanlara; aldatılmalarında sosyal paylaşım sitelerinin, sanal sohbet ortamının etkisi olup olmadığını sorduk.

2. Soru: Aldatılmanızda sosyal paylaşım sitelerinin, sanal sohbet ortamının etkisi olmuş mudur?

Cevap: Eşi tarafından aldatılan 2 kişiden 1 kişi bu soruya evet cevabı verdi. Yani aldatıldığını düşünen her 2 kişiden 1 kişi eşinin kendisini sosyal paylaşım sitelerinde veya sanal sohbet ortamında tanıştığı birisiyle aldattığına inanıyor.

Eşini aldattığı için evliliğinde sorun yaşayanlara; Eşinin kendisini aldatmasında sosyal paylaşım sitelerinin ve sanal sohbet ortamının etkisi olup olmadığını sorduk.

Soru: Eşinizi aldatmanızda sosyal paylaşım sitelerinin ve sanal sohbet ortamının etkisi oldu mu?

Cevap: Eşini aldatan Her 2 kişiden 1 kişi bu soruya evet cevabı verdi. Yani eşini internet ortamında tanıştığı birisiyle aldattığını söyledi

İNTERNETTİN İLİŞKİLERE OLUMSUZ ETKİSİ

Soru: İnternet evliliğinizi nasıl olumsuz etkilediğini kısaca anlatır mısınız?

İŞTE ÇARPICI CEVAPLAR

“Eşimi sanal seks yaparken yakaladım. Bilgisayarı camdan dışarı fırlattım. Ondan nefret ediyorum. Bir an önce boşanmak istiyorum.”

“Eşimden ilgi görmediğim için sürekli bir arayış içindeydim. İnternette bir adamla tanıştım. Sohbete çok masum duygularla başlamıştık. Ama giderek ilişkimiz ilerledi. Eşim durumu anlayınca boşanmak istedi. Ben de boşanmak istiyorum.

“Eşim her akşam eve geç gelir. Ben de can sıkıntısından internete takılıyordum. Bu bende alışkanlık yaptı. Eşim de evi ve çocukları ihmal ettiğimi düşünerek boşanma davası açtı.

”Eşim internetin başından ayrılmazdı. Bir gün bilgisayarı açık unutup dışarı alışverişe gitmişti. Chatleştiği kadına bana evliliğim süresince söylemediği güzel sözler yazdığını gördüm. Beynimden vurulmuşa döndüm.”

”Ben internette bir kadınla tanıştım. Tanıştığım kadın tarafından dolandırıldım. Bütün mal varlığımı kaptırdım. Haklı olarak eşim boşanma davası açtı.”

”Eşim eve gelir gelmez bilgisayarın başına geçer. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmaz. Ne bana ne de çocuklara zaman ayırmaz. Bu nedenle boşanmak istiyorum.”

”Eşimi internette bir kadınla chatleşirken yakaladım. Beni ikna etmek için bin dereden su getirdi. Ama ben artık ona inanmıyorum.”

“İnternette bir kadınla olan ilişkim sadece bir merhabayla başladı. Sonra ne olduğunu anlamadan ona bağlanmışım. Birkaç defa buluştuk Eşim boşanma davası açtı. Geri dönmesini istiyorum.”

“Ben eşim beni aldattığı için intikam almak amacıyla bir erkekle cahatleşmeye başladım. Bu adam benim resimlerimi, yayınlamakla tehdit ederek ilişkiye zorlamaya çalıştı. Ben de mecburen durumu eşime anlattım. Eşim kıyameti kopardı. Evliliğimiz artık yürümeyecek gibi görünüyor.

”Eşim eve geldiğinde çok mutsuz görünüyor. Yemekten sonra odasına çekiliyor ve internete giriyor. Kapı kapalı olduğu halde kahkaha sesleri salona kadar geliyor. Neden bu kadar neşelendiğini bilmiyorum. Ama bize karşı ilgisiz olduğu için boşanmayı düşünüyorum.”

“Eşim işten gelir gelmez bilgisayarın başına geçiyor, sorduğumda “Büroda işleri yetiştiremiyorum. Bu nedenle evde de çalışıyorum.” diyordu. Bir akşam odasına girdiğimde webcam’den çıplak bir kadın görünce az daha çıldıracaktım.”

“İnternette chatleşmeye sadece merak ettiğim için başladım. Eşim işe gittikten sonra bilgisayarın başına geçip saatlerce chatleşiyordum. Aslında fiziksel olarak eşimi hiç aldatmadım. Ama eşim bir gün erken geldi. Karşımdaki erkekle karşılıklı yazdıklarımı görünce “Benimle yaşayamayacağını,” söyledi.

“Sosyal paylaşım sitelerinde girmekten keyif alıyordum. Sonra birisinin arkadaşlık teklifini kabul ettim. Aramızda duygusal bir ilişki başladı. Eşimden duymadığım sevgi sözcüklerini ondan duymaya başadım. Birkaç kez buluştuk. Eşim öğrenmedi ama ben kendimi suçlu hissettiğim için başka bir neden göstererek boşanmaya karar verdim.”

“Eşimi defalarca pornografik sitelerin başında yakaladım. Artık benimle ilgilenmiyor. Ben de boşanmaya karar verdim.”

“Benim eşim internet bağımlısı. Her gece en az4-5 saatini internetin başında geçiriyor. Artık dayanamayacağım. Boşanmak istiyorum.”

ÇALIŞMADAN ÇIKARTTIĞIMIZ SONUÇ:

Bilgisayar ve internetin yaşamımıza çok büyük kazanımlar getirmiştir. Bilgiye ulaşmak internet sayesinde kolaylaşmıştır.

* Sesli sohbet, tanışma siteleri, webcam bağlantıları boşanmaları tetikliyor mu? Yoksa zaten sorun yaşayanlar mı internette aşk arıyor? Bu çalışmada her iki düşüncenin de doğru olduğunu gördük.

* Bazen sadece masumane bir şekilde sohbet etmek amacıyla birileriyle tanışılıyor. Bir süre sonra bu ilişki ilerliyor ve hesaplanmayan bir şekilde gelişiyor. Karşı karşıya gelse konuşamayacak bir çok insan, kaygı duymadan internette rahat rahat konuşuyor. Ama ilişkinin sınırını belirlemekte zorlanıyorlar.

Bazen de eşi aldatmak amacıyla internette arayış içerisine giriliyor.

*Bazen de internet bağımlılık yapıyor. Bu da evlilikleri olumsuz etkiliyor.

İLİŞKİLERDE İNTERNET NEDEN BU KADAR ETKİLİ?

1)Az bilinene duyulan ilgi…

2)Erişim kolaylığı, yani her şeyin sadece bir parmak uzaklığında oluşu düşünme payı bırakmıyor. Ani kararlar da yanlışlıklar yaptırtıyor.

3)Zaman sorunu olmadan her an ulaşılabilir olması,

4)Başlangıçta kimliği saklama kolaylığı nedeniyle rahat açılabilme ve

Üzerinde baskı olmadan kendini ifade edebilme cesareti,

5)Merak etme duygusu.

İNTERNET EVLİLİKLERİ NASIL ETKİLİYOR?

1)TANIŞMA KOLAYLIĞI NEDENİYLE ALDATMALARDAKİ ARTIŞ

2)SÜREKLİ SANAL ALEMDE GEZİNME SONUCU YAŞANAN DEPRESYON VE MUTSUZLUK VE BUNUN AİLEYE YANSIMASI

3)BAĞIMLILIK NEDENİYLE EŞE AYRILACAK ZAMANIN BİLGİSAYAR BAŞINDA GEÇİRİLMESİ

4)SANAL İLİŞKİLERDEN DOLAYI EŞTEN SOĞUMA VE UZAKLAŞMA

(Haber 7)


Itri

AYETLER,SURELER VE AKP,MHP,CHP. - Ptsi Ekim 18, 2010 11:44 pm

Alıntı: SENAİ DEMİRCİ

Politik gerekçelerle de olsa ayetlerin hayata taşınması sevindirici. Ben memnun oldum. Memnun olunması gerekir.

Devlet Bakanı Egemen Bağış, cuma namazını "gösteri"ye dönüştüren MHP'lileri Maun suresiyle uyarıyor.
MHP'liler de Akpartilileri Sümela'da, Akdamar'da ayinlere izin verdikleri için Maide Suresi'nin "Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin" mealindeki ayetiyle uyarıyor.
Ani'de Cuma namazı kılma görüntüsü vermek için Cuma namazı kılmak, Maun Suresi'nin "yazıklar olsun o namaz kılanlara... namazlarının hakkını vermiyor, gösteriş yapıyorlar" şeklindeki uyarısının hedefine düşüyor.
Ancak...
Bilhassa iktidar sahiplerinin ve öncelikle ülke yönetenlerin, Maun'un bütününü bilmesi ve "dini yalanlayanları" iyi görmesi gerekir.
"Din" Allah'a borçluluk bilinci olarak da tercüme edilir. (Kökünde "borç" anlamı taşır "din" kelimesi.)
Ki "borç" anlamıyla en belirgin olarak Maun Sûresi'nde öne çıkar "din".
"Dini [Allah'a olan borcunu] yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez."

İktidar sahiplerini bekleyen tehlikelere dikkat çeker ayet.
İktidar sarhoşluğuna kapılma... Şımarma.
Sana verilenlerin çokluğu seni sorumsuz ve aldırışsız yapmasın. İktidarla sana verilenler seni daha çok sorumlu kılar. Neyin varsa, hepsini borç aldın Allah'tan. İktidarda olanlar ise daha çok şey aldığı için daha çok borçludur. İktidarda olmayana kıyasla daha çok dikkatli ve duyarlı olmalı bu ayetler karşısında.
İktidar sahiplerini bekleyen ikinci tehlike ise etraflarındaki yetimleri ve yoksulları görmezden gelmeleri. Onlara sağırlaşan ve körleşenler "din"i yani "borçlu" olduklarını inkâr ederler. Gözleriyle gördükleri gerçek şudur ki; kendileri yetim ve yoksul olabilecekken varlıklı ve güçlü kılınmışlardır. Halleri takas edilmiş olabilirdi pekâlâ. Yetimler ve yoksullar onların yerinde, onlar da yetim ve yoksulların yerinde olabilirdi. Demek ki, varlıklı ve güçlü olanların borçluluk duyarlılığı daha fazla olmalı!

İktidar borçtur ve şimdiliktir; hakkını vermeyenler ve sorumluluğunu yerine getirmeyenler "din"i yani, kendilerine bir borç verildiğini inkâr etmiş olur. Sanki kendilerine borç verilmiş değil de, kendileri kazanmış gibi sorumsuz ve hoyrat davranırlarsa, borcu vereni de borcu da yok sayma anlamına gelir.

Hele de Maun'un Devlet Bahçeli'ye hatırlatılan ayeti karşısında, Ak Parti'li yöneticilerin MHP'lilerden de CHP'lilerden de daha çok titremesi gerekiyor: Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar. Gösteriş yaparlar.
Namaz kılıyor olmak, namazı "dik tutma"ye denk gelir Kur'ân'da. Yani, kıldığı namazı yaşayışının sütunu ve ana direği haline getirmeli namaz kılanlar. Nasıl namazda kıbleden şaşmıyorlarsa, hayatta da doğruluk ve dürüstlük Kâbe'sini hep önlerinde tutmalılar. Yalanın ve rüşvetin kol gezdiği alanlardan, kayırmacılığın ve taraf tutmanın hüküm sürdüğü alışkanlıklardan yüz çevirmeliler. İkiyüzlülükler karşısında eğilmemeliler. Menfaatçilere ve menfaatlere doğru secde etmiyor olmalılar. Aksi türlü yaparlarsa, namazlarının hatırını seccadede ve camide bırakmış olurlar ve sadece "namaz kılıyor" görüntüsü verirler?

MHP'lilerin Bakan Bağış'a hatırlattığı Maide ayeti ise, ne garip ki, en çok MHP'lileri ilgilendiriyor: "Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o, onlardan olur."
Şükür ki, "bir kavmi dost edinmeyin!" sözünden MHP'lilerin anladığını kast eden, toptancı bir dille konuşan bir Rabbimiz yok . "Birinin hatasıyla bir başkası suçlanamaz!" şeklindeki ilahî ölçüye aykırıdır bu. Bediüzzaman Said Nursî'nin bu ayetten anladığı/anlamamızı beklediği ise şu: "Onların Yahudileşmelerini ve Hıristiyanlaşma eğilimlerini dost edinmeyin." Mustafa İslamoğlu'nun yıllarca seslendirdiğini tam da işitme zamanı şimdi: "Yahudilerden değil Yahudileşmekten korkun!"

Nedir Yahudileşmek?
Yahudileşmek, bir ırkı, yaptıkları/yapacakları ne olursa olsun, üstün ve temiz ırk varsaymaktır. Bunu anlar mı acaba "kanı bozuk" edebiyatı yapanlar, "Ne mutlu Türküm diyene!"yi slogan edinenler?
Yahudileşmek, Allah'a ait dini, bir kavmin malı haline getirmek ve başka kavimlerin iyi olma hakkını ebediyen elinden almaktır. Bunun farkında mı acaba İslam'ı sadece Türklerin dini olduğu için/ olduğu sürece seven ve gerektiğinde müşrik de olsa atalarının hatırını dinden üstün tutan "milliyetçiler"?
Yahudileşmek, yakınlığı iman bağı üzerinden değil kan bağı üzerinden kurmaktır. "Muhtaç oldukları kudreti damarlarındaki asil kanda" aramaya alıştırılmışlar ve dahi buna itiraz etmeyenler, İbrahim'e [as] kanca babasını baba saydırmayan, Nuh'a [as] kanca oğlunu oğul saydırmayan Allah'ın iradesine de itiraz ederler mi acaba?
Yahudileşmek, dini bir tür taraftarlığa dönüştürmektir. "Anadolu, Rum ve Ermeniler Sümela'da ayin yapsınlar diye mi fethedildi!" sorusunu sorduran o baskıcı akıl, İslam'ın fetih ruhuna aykırı bir yerde durduğunu fark eder mi acaba?
Fetih, insan ile hakikat arasındaki engeli ortadan kaldırmaktır. Sandığınız gibi, fetih insanları inanmaya zorlamak, herkesi Müslüman olmayı dayatmak hiç değildir. Böyle olduğu için Müslümanların fethettiği yerlerde insan ile hakikat arasına zorbalık konulmadı, konmaz. Her iki yönde de zorlamayı kabul etmez İslam. Ne hakikati ayin yapmak olarak bilen Hıristiyan ve Yahudiler arasına "yasaklama" zorbalığını koyar ne de hakikati namaz kılmak, başını örtmek olarak bilen Müslümanlar ile namaz/örtü arasına "kılmaya ve örtmeye zorlama" zorbalığını koyar.

Anlamadıysanız daha açıkça söyleyeyim: Anadolu, Rum ve Ermeniler Sümela'da ve Akdamar'da ayin yapabilsinler diye fethedildi.
Bir cümle daha söyleyeyim: "Anadolu, gerekirse Heybeli'de Ruhbanlık eğitimi de verilebilsin diye fethedildi.
Hadi bir cümle daha söyleyeyim: "Kudüs, Yahudiler ağlama duvarı önünde dilediklerince göz yaşı döksünler diye fethedildi ve İslam halifesi tarafından yeni baştan imar edildi."

Son bir cümle de Ayasofya için: "İstanbul, Ayasofya'da özgürce ibadet edilebilsin diye fethedildi. Ayasofya'nın müze olarak duruşu laiklerin tercihidir. Ayasofya'da ayin yapmak da namaz kılmak da laikliğe aykırıdır. Laiklik ise her ikisine karşıdır. Demek ki, Ayasofya'da ayin yapabilmek ve namaz kılabilmek aynı kefede duruyor, karşı kefede ise gemi azıya almış sekülerizm dini varr. Eğer "din"i "bizim"leştirmediysek, Ayasofya'da ayin teşebbüsüne verdiğimiz tepkinin çok daha fazlasını Ayasofya'nın ibadetsizleştirilmesine, müze yapılmasına vermeliyiz, vermeliydik."
Hıristiyanlaşmak, her an ve mekana hükmeden Allah'ın dinini haftalık ritüellere ve mekansal zorunluluklara indirgemektir. Beş vakit namazlı İslam'ın ve yeryüzünü bir mescit eyleyen ibadetin yerine, haftalık Cuma Müslümanlığı ve Hıristiyanlarınkine benzer Ani vecibesi koyanlar acaba bunun farkında mı?

Itri

TÜKENİYORUM RABBİM!... - Paz Ekim 17, 2010 9:49 pm

[googlevideo]http://video.google.com/videoplay?docid=8936601372067880963#docid=-6868364038518674640[/googlevideo]


Bu güzel dua ya bir katkı da enden olsun.

Itri

BEN KILIBIK DEĞİLİM - C.tesi Ekim 09, 2010 12:03 am

Ben kılıbık değilim -ALINTI-



Ben kılıbık değilim hiç kuşkunuz olmasın
Kızsam hanıma hava atamaz mıyım sanki
Beni eve almazmış almasa da almasın
Çıkıp evin damında yatamaz mıyım sanki

Hanıma el kaldırmak sığmaz benim şanıma
Bazı ağır sözleri dokunsa da kanıma
Kontrolden çıkarım tak dedi mi canıma
Surat asıp kaşımı çatamaz mıyım sanki

Bir gün hiddetle gelip benim karşımda dursa
Hızını alamayıp ikide tokat vursa
Merdanenin zoruyla bana yemek yaptırsa
Tuzunu biraz fazla katamaz mıyım sanki

Kazak erkek dediğin benim gibi olmalı
Ara sıra hanımın gönlünü de almalı
Çamaşır yıka derse kolayını bulmalı
Makinenin fişini takamaz mıyım sanki

Asla ileri gitmem ben bilirim haddimi
Biraz alttan alırım hanım isyan etti mi
Yerden yere vursa da benim kendi ailemi
Ne var bunda dilimi tutamaz mıyım sanki

Zenginliğe özenip lüks içinde yaşarsa
Olur olmaz masraflar bütçemizi aşarsa
Allah korusun hani bir de sabrım taşarsa
Evimi, arabamı satamaz mıyım sanki..

alıntı...

Itri

değişimler......DOĞUDAN`mı doğuyor....... - Perş. Ekim 07, 2010 9:07 pm

Nelerde olmuş bakın, gelin komşular..

Öncelikle formumuza hoşgeldiniz aybüke. Hoş paylaşımlarnızı bekliyoruz.

Konuya gelince: Rafet arkadaşımız normal bir konu açmış. Anormal bir halde seyreden Malatya üniversitesi nin artık normalleşmeye başladığının işaretlerini vermiş. Tam bu haberle sevinirken üye iki arkadaşımın sert bir yorum yaptığını gördüm, üzüldüm.

Burada Mustafa Kemal'e harhangi bir saygısızlık yapılmamışki böyle eleştiriyorsunuz. "Kurduğu üniversite" tabiri yakışıksız. O kurdu diye ilelebet bağmı olacak. İleri atılım her zaman gerekir.

Diğer arkadaşımız ise bir Sürü ******çülük nutukları atıyor. Adam Mi Kemal'in bir sözünü indirip diğer bir sözünü asmış. Ne var bunda? Nutuk atmak kolayda M.Kemal üzerinde bu ülkede kanun ile korunur. Eleştiri hürriyeti olduğu zaman, Sevmeyenlerde özgürce sevmediklerini söyledikleri zaman bir şeyler tartışılabilir. Yoksa böyle tek taraflı nutuklar atar dururuz.

Normalleşelim beyler hanımlar. Yoksa bu tartışmalardan ülke zarar görür.

Itri

BÖYLE "OĞUL"OLMAZ OLSUN. - Perş. Ekim 07, 2010 6:39 am

Baba kaza geçirdi,oğlu “Şu an işim var gelemem” dedi
Bursa’da banka para nakil aracının çarparak ağır yaraladığı Hasan O.'nun (75), üzerinden otomobil geçti. Hasan O. olay yerinde hayatını kaybetti. Polis cesedin üzerinde bulunan cep telefonunda ‘oğlum’ yazan Adnan O'yu telefonla arayarak, “Babanız kaza geçirdi durumu ağır acele gelmeniz gerekiyor” dedi. Telefondaki kişi ise “Şu an işim var gelemem” diyerek telefonu kapattı.

Kaza dün merkez Osmangazi İlçesi Yeni Yalova Yolu üzerinde meydana geldi. Yaya geçidini kullanarak yolun karşısına geçmek isteyen Hasan O.’ya önce 30 yaşındaki İrfan A. yönetimindeki bir bankaya ait para transfer aracı çarptı.
Hafif yaralanan Hasan O. yerden kalkacağı sırada, arkadan gelmekte olan Erol T.’nin (42) kullandığı otomobilin altında kaldı. Yaklaşık 15 metre aracın altında sürüklenen Hasan O. olay yerinde hayatını kaybetti. Kazadan sonra Erol T.'nin kullandığı otomobil olay yerinden kaçtı. Polis çevrede bulunan görgü tanıkları ve güvenlik kameralarından tespit ettiği aracı olaydan 6 saat sonra sürücüsüyle birlikte yakaladı.

Kaza yerinde Hasan O.’nun yakınlarına ulaşmak isteyen polis ekipleri cesedin üzerinde bulunan cep telefonunda ‘oğlum’ yazan numarayı aradı. Ancak karşı taraf cevap vermedi. Bunun üzerine polis memuru kendi cep telefonundan, bu numarayı yeniden aradı. Bu kez cevap alındı. Polis kazada ölen Hasan O.'yu tanıyıp tanımadığını sordu. Adının Adnan O. olduğunu söyleyen kişi, Hasan O.'nun oğlu olduğunu söyledi. Bunun üzerine polis, “Babanız Beşyol kavşağında trafik kazası geçirdi. Durumu ağır, olay yerine gelmeniz gerekiyor” dedi. Ancak Adnan O. “Benim şu anda işim var, gelemem” karşılığını verdi. Polis memuru tekrar arayınca bu kez telefona yanıt verilmedi.

Hasan O. çevrede bulunan vatandaşların yardımıyla cenaze aracına konulup Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Kazayla ilgili soruşturmaya başlandı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15973803.asp?top=1

Itri

bu görüntüler hiçbir yer de yok (video) - Perş. Ekim 07, 2010 12:06 am

BU GÖRÜNTÜLER HİÇBİR YERDE YOK.

Görmedim ama facebuk ta varmış.


Görüntüler için bir kaç soru sormak gerekiyor. Bilen cevaplasın:


1- Bu görüntü bir bilgisayardan veya tv den yapılmış görünüyor. Bilgisayardaki görüntü direk alınamazmıydı? Tv den ise dvd formata çevrilip yayınlanamazmıydı?

2- Düğün kömürcü Osman ın düğünü, ama görüntülerden anlaşıyorki birde aynı gün cenaze varmış. cenaze acaba kimdir? Köyde yaşanlardan biri Osman a sorup yazarsa merakım giderilmiş olur.


Yine de site yönetimine teşekkür ediyorum;Böyle bir görüntüyü bizimle paylaştıkları için. Gerçekten takdir edilecek bir olay..

Itri

vefat haberi - Çarş. Ekim 06, 2010 11:56 pm

Allah gani gani rahmet eylesin.


Süleyman amca kaybolan bir geleneğimizin temsilcisi...Hatırlarsınız eskiden düğünlere şahsi davet vardı. Bu genel davet işine hiç ama hiç ısınamadım ben.şahsi davet insanı daha bi onore ediyor. Perşembe sabahlarından başlayan bir davet furyası olurdu.

-- Amat ağa! memet ağanın selamı var. Çayı orda içceez.
-- Amat ağa! memet ağanın selamı var.Çorbayı orda içceez.

Sabahın seher vaktinde bu sesler sokaklarda çın çın öterdi. <işte bu duyuruyu yapanlardan biride Süleyman amca ydı.

Vefat haberini alınca aklımdan bunlar geçiverdi.

Hey gidi günler heey..


Sayfa başına dön


Forum Saati Ptsi Mayıs 21, 2012 6:55 am